14 Nisan 2019 Pazar

marcel proust ve abdülhak şinasi hisar, bir abdülhak şinasi hisar vardı, sermet sami uysal

Marcel Proust ve Abdülhak Şinasi Hisar

...Bir sömestr boyunca, bu ünlü Fransız yazarının cümle yapısındaki özellikleri eserlerinden örnekler vererek belirtmeye çalışmıştı...Kimi derslerinde, bu Fransız yazarının, uzun, hatta çok uzun cümlelerini, bütün süslerinden ve yan cümleciklerinden soyarak "çırılçıplak" bakmamızı ister ve o zaman biz öğrenciler hayretle görürdük ki Proust'a Fransız edebiyatında çok özel bir yer kazandıran o cümlelerin büyüsü uçup gitmiş; hepsi de sıradan, kısacık cümlelere dönüşmüş!


Proust'ta olduğu gibi, Abdülhak Şinasi'de de, edebiyatımızda bir benzeri olmayan üslubunu oluşturan cümlelerdeki, son derece dikkatle seçilip yerli yerine yerleştirilmiş sözcüklerle örülü uzun, hatta kimi zaman da hayli uzun cümleler dikkatimizi çeker...Fakat Hisar'ın, yapısal yönden cümlelerine bakıldığında, Proust'unkinden çok büyük bir ayrılık görülür: Proust'ta, dalgalar halinde gelen yan cümlelerin çokluğu, kimi zaman okuyucuyu yorar ve hatta sıkar...Oysa Hisar, bir kimseyi, bir nesneyi ya da doğa güzelliklerini anlatabilmek için, dilin şiirini oluşturan "yarım kafiyeli" anlamdaş ve yakın anlamlı sözcükleri, daha çok da sıfatları ard-arda sıralar...Bu yüzden de Abdülhak Şinasi'nin cümlelerinden, büyük bir hünerle yerleştirdiği o sıfatlar çıkarıldığında, üslubundaki şiir kaybolur ve musiki susar!

...
Abdülhak Şinasi'nin Proust'u çok sevdiği ise bilinen bir gerçektir...Zaten eserlerinde, yeri geldikçe Maurice Barres'le birlikte Proust'a duyduğu hayranlığı sık sık dile getirir.

Nitekim Abdülhak Şinasi, Boğaziçi'ndeki yalılardan söz ederken, Kanlıca'da bulunan yengesinin büyük yalısının üst kattaki "Havuzlu Oda"sında duyup düşündüklerini anlattığı sırada beğendiği ve etkisinde kaldığı Fransız yazarları da şöyle sıralar: "Bu oda içinde daha mevcudiyetlerini iyi bilmediğim, çocuk ruhuma eğilip baktığım  zamanlar yumuşak yüzlerini yeni seçtiğim hislerime bir beşik oluyor, daha kendimi tanımadan içimde duyduğum hisleri, istekleri, sevgileri sallıyor, besteliyor, besliyor, büyütüyordu." (Boğaziçi Yalıları) dedikten sonra, bu odanın üstündeki çok derin etkisini: "Burada, çekilen çubukların verdiklerine benzer bir rüya ve hülya hali vardı.Ben burada güya esrarlı bir çubuk içmiş gibi oluyor, sükut, şiir ve istiğna afyonlarını yutmuş gibi oluyordum." diye sözlerini sürdürüp daha sonra etkisinde kaldığı sevdiği yazarlara geliyordu: "Çok sonraları en sevdiğim Fransız nasirlerine ki en büyük Fransız şairleridir, Chateaubriand, Barres, Proust gibi üstadların en vecid verici sahifelerinde hep bu kapıları harice kapanmış, kendi hülyasının zevkine varan alemi, hep bu kendi ahengiyle dolan gönlünü, kendi şiirini yaşamakla haz bulan tabiatı, fıtratı bulacaktım.Demek bu oda bana ilk bir üstad gibi tesir etmişti."


"Edebiyatta hiç kimseye benzememek bir gayedir...Lakin bunun da hiçbir şeye benzememek gibi bir tehlikesi var!"

Sermet Sami Uysal
Bir Abdülhak Şinasi Hisar Vardı
Bilge Kültür Sanat Yayınları, Şubat-2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder