15 Ekim 2019 Salı

eski mustafa, ergin günçe


Karşıda gün batımı eski Mustafa
Cebinde bir yirmibeşlik eski Mustafa
Oturmuş ellerini sayar hep iki bazan da üç
Güneşi kadına benzetir salkıma benzetir
Koparır üzümleri tane tane

Bu nasıl adam böyle, dişim ağrıyor görünce
Bir ayağı burada diyelim ya öteki ayağı
Bir madalyon için düşmüş savaş yollarına
Doğrusu başka ayağı da yok ya

Uzakta gün batımı eski bir plak gibi hep aynı gramofonda
Eski Mustafa bir tütün daha sardı
"Elbette" sarar "şu manzaraya bak hoca"
Onun da yüreği var bana kalırsa

Ben tam kırkyedi mustafa tanırım
Onun kadar Mustafa görmedim daha.

Ergin Günçe

satumaa, reijo taipale & kibritçi kız (1990), aki kaurismaki

Satumaa - Reijo Taipale

Okyanusun ötesinde bir yerlerde bir ülke var.
Ilık dalgaların, 
her daim mutlu kumları nazikçe taşıdığı bir yer.
Her türden harika çiçeğin ebediyen açtığı...
Kaygı yok orada, endişe yok,
Dert yok, tasa yok.

Keşke bir gün ulaşabilsem bu rüya ülkesine.
Bir daha asla uçup gitmem bu cennetten.

Ama hayır, kuşlardan farklıyım,
ben bu dünyanın bir mahkumuyum.
Ve sadece rüyalarımda görebilirim bu kutsal çayırı.

Hemen git şimdi, şarkım, 
Benim tatlı sevgilimin,
sadakatle beni beklediği o rüya ülkesine uç.
Hemen git şimdi, şarkım,
hızlı bir kuş gibi...

Söyle aşkıma sadece onu düşündüğümü.
Keşke bir gün ulaşabilsem bu rüya ülkesine.

Ama hayır, kuşlardan farklıyım,
ben bu dünyanın bir mahkumuyum.
Ve sadece rüyalarımda görebilirim bu kutsal çayırı.































Tulitikkutehtaan Tyttö (1990) - Aki Kaurismaki
Kibritçi Kız
-Kati Outinen-

akik, akif kurtuluş


akik

baldırların izin verse, yavru bir köpek gibi koyardım patilerimi
göz koyan incidir ama, gözümü alan sedef kadardır sadakatim

acıydı vefanın peşinatı, taksidi kırgınlık, ödedim bitti
bakiyesi nezaket, hoyrat bir ihanetin bedeli inciyse def olurum

inciden kovulmuş bir aşk bu, boynu yadırgar sedefi
bu kolyenin tam ortasında kan içinde kalmış kalbim

bir sedefkarın elleri gibi dingin, inci avcısı gibi sinsi
artık ben batık bir geminin bordasında istiridyeyim

kabuğumdan biri sedef döker, kakmakta öbürü inciyi
kopkoyuldum, musahhihin gözünden kaçarsa akikim

kıradım kendimden menkul, zaten kendikuyum'cuyum
defse bu, hala aklımda kuyuya atılan incinin sesi

izledim nefret beslediniz, oynadım şirret buldum
bendeki maharet hepinizin nazarına değdi
şu ayaklarımdaki zincir, birinci sedef, birse definci
n'olur birisi gömsün bu cesedi
başımda rakı içelim, şımaralım, ağlayalım

Akif Kurtuluş
Haziran 1998, Ankara

joel (2018), carlos sorin


Joel (2018) - Carlos Sorin















'romantik korno'dan, tozar elif elif diye - akif kurtuluş

...

Türküler söylüyoruz.Elif türkü söylerken, Adana'ya bu geceden sonra ilk kez, Elif'in bedenini uğurlamak için geleceğimizi hiçbirimiz bilmiyoruz.

avluya açılan pencere!
hepsi havalanırken
fesleğenlerin önünde kalan
bir muzır güvercin:
cesaretinden değil
dostluğundan orda

Sanki Elif bizi panele değil de söz kesmeye çağırmış.Bu bizim "son yemeğimiz" olacak.Adına ölüm dene şeyin "on üçüncü havari" olduğunu da bilmiyoruz.Bizi garaja kadar uğurluyorlar.Elif iri gözleriyle beni, Şenal'ı, Akın Birdal'ı öperken, "yine bekliyorum" diyor.
Biz sözümüzde durduk.

dolunayın ırmak boyunda çıkardığı hışırtı
insan bazen şaşırıyor
sen şimdi güldün mü
can erik mi dişledin

Sen de sözünde durdun.

...

Hangi söz, senin artık soğumaya başlamış bedeninin kanıtı olabilirdi?

iri bir yağmur damlasının dünyaya dokunuken verdiği ses!
toprak suyu emerken duyduğumuz o gümbürtü:
çünkü toz denen şeyin de bir anlamı vardır bu hayatta

Sen de sözünde durdun.Her gün içine cübbe ve dosyalar, işkence raporları, iddianameler tıkıştırılmış çantanla kan ter içinde girdiğin aynı sokağa bu kez bir siren çığlığıyla girdin.

...

Sonrası?Sonrası ne kadar birbirimize benziyor..Edip Cansever'i bilirsin Elif.Turgut Uyar'ın cenazesinde, "kendi cenazemi gördüm" diyordu.Seni toprağa karıştırıp Ankara'ya dönerken, otobüste Şenal'a, "hayatımız birbirine ne kadar benziyor" dedim.İnsan ölümünü değil de, hayatını birbirine benzetmeyi daha çok istiyor.

...

Sen kendini bazı akşamüstleri balkona atardın.Mutfaktan çay alıp bir iskemleye oturur, dünyaya dair hülyalar içine dalardın.

seyhan'da boğulan çocuğun gövdesi suyun üstüne
yarım kalmış rüyası dibe vururmuş
ablası, bu göl ondan böyle suskundur



Sen balkondan salona geçtin, merdivenleri indin, sokağa çıktın.Sonra seni o balkonun altına getirdiler.Sızısına tülbent olduğun analardan biri, sana şiir okudu.Sen duydun onu Elif.Duymamış olamazsın.

devrimcilerin küçük halası
anneler mektuplarını sana yazdırırmış
-bu kızın elyazısı bir testiden sızan su gibi
onlar içerken, biz bakarken ferahlarız

Her şey için ne kadar da acele etmek gerekiyordu.Bir çerçevenin içinden bize bakan cübbeli suretin, yarın sabah yine uzak bir ilin cezaevinde olmalıydı.Balkondaki çay belki birkaç yudumda kalır, sigara, bardağın altındaki tabakta söndürülür, hülyalar şehirlerarası bir otobüsün koltuklarındaki geceye saklanırdı.

kuşatılmış bir savaşçının dinginliği
özenle saklanmış son sigara
tutuştururken geceyi
ateşböceklerini sayarsın bir kayaya yaslanarak
insan zaten bir dağa, bir de denize dönmez sırtını

şimdi ayağının altından kayan taş parçası
belki hâlâ yuvarlanmakta aşağılara

....

"Elif ne zaman döner"? Elif dönmez.Elif yok artık.Elif öldü.

...incecikten bir kar yağar...

Haziran 1992

Akif Kurtuluş
Romantik Korno



pity (oiktos, 2018), babis makridis











Pity
Oiktos (2018) - Babis Makridis