15 Aralık 2025 Pazartesi
4 Aralık 2025 Perşembe
Moby Dick - İnsanın çılgınlığı
insanların deliliği tarafından sonsuzca aşılmamış olsun."
29 Ekim 2024 Salı
İsrael Potter - Sürgünde Elli Yıl - Herman Melville
...
Housatonic Nehri, yamaçlardan yansıyan gün ışığında yıkanan göz alıcı çayırlar arasından, sudan labirenti içinde kıvrım kıvrım yoluna devam eder.Bu mevsimde etrafınızdaki her şeyin güzelliği, yolun yalnızlığını doldurur.Bu civarı bundan daha kalabalık halde göremezdiniz.Tüm duyulaınızla bu güzelliği kana kana içerken, canınız doğadan başka yoldaş arzulamaz.
...
Ormanda bir inziva, insanlardan kaçan bir dar kafalının sığınağıdır; okyanusun üzerinde bir hamak ise dara düşmüş bir cömert yüreklinin barınağı.Okyanus doğanın hüzün ve trajedisiyle dolup taşar; dehşetin o engin sularında insanın kendi kederi, bir zerre gibi yitip gider.
...
Gelgelelim, güvercin nezaketinden nasibini fazlasıyla almış olan Israel, yılanın bilgeliğinden de yoksun değildir.*
*İncil, Matta 10:16: "İşte, sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum.Yılan gibi zeki, güvercin gibi saf olsun."
...
Amerika'nın yabani topraklarında yaşayan hiçbir vahşi hayvan bir ateş gördüğünde, kaçak Israel'in o dönemde bir kızıl ceketli karşısında duyduğu kadar büyük bir korkuya kapılamazdı.
...
Sefalet, ister masumiyetten kaynaklansın isterse suçtan, neden olduğu en kötü sonuç istisnasız bütün insanlara güvensizlik duymaktır.Hiç şüphe duymamak kimi zaman insana akılsızlıktan daha fazla zarar verir gerçi ama çok fazla şüphe de kıt akıl kadar kötüdür.
...
Küçük kitapçığı rastgele açan Israel'in karşısına şu paragraf çıktı: yüksek sesle okudu:
"O halde daha iyi günleri dilemek ve umut etmek ne anlama gelir?Eğer harekete geçersek içinde bulunduğumuz zamanı daha iyi hale getirebiliriz.Çalışkanlık, dileklere bel bağlamaz, oysa umutla yaşayan açlıktan ölür, der Yoksul Richard.Acıya katlanmadan hiçbir şey elde edilmez.Öyleyse kollarıma kuvvet, çünkü benim toprağım yok, der Yoksul Richard."
'Hay başlarım böyle bilgeliğe!Benim gibi bir adama bilgelikten bahsedeceğine hakaret et daha iyi.Bilgeliğin bini bir para, pahalı olan servet.Yoksul Richard'da bu yazmıyor, ama yazmalıydı' diye bitirdi Israel, kitapçığı birden yere çalarak.
...
Böyle işe daldıkları sırada aniden, sanki güneş tutulmuşçasına, bir gölgenin hızla güverteyi kapladığı görüldü; tahtaların birleşim yeri gibi keskin bir çizgi üzerinden ilerliyordu.Önüne çıkan çıkan her şeyi kendine katıyordu.Juan Fernandez'i andıran Ailsa Kayası^nın muazzam gölgesiydi bu.Ranger, Grampianların bu denizaltı kolunun yüce zirvesini çepeçevre saran ve eteklerine kadar sokulan derin sulardaydı.
Çevresinin uzunluğu bir milden fazla olan kaya, bin fitin üzerinde yükseklikte, Ayrshire kıyısının 8 mil açığındadır.Öksüz bir çocuk kadar yalnız, Keops gibi kibirli konisi, orada öylece yükselir.Gelgelelim mağrur zirvesi, Gath Devi'nin delik deşik beyni gibi, viran bir kale ile taçlandırılmıştır.Havai bir sis, avare hayaletler gibi kalenin kemerleri altından bir girip bir çıkarak anaorlar yaratmakta, saltanatını yitirmiş de olsa yüce fikirlerden başkasıyla iştigal etmeyen harap bir dehanın ruhunu sıkıştırmaktadır.
...
Adamlar bütün gece fırınların ağzında oturup ateşi besliyorlardı.Kapkara bir duman -çektikleri çilenin dumanı- bacalardan yükseliyordu.
...
Fakat gerek olayların şiddeti gerekse kahramanın yalnızlığı başından geçen bu deneyimleri fazlasıyla kasvetli kılıyor.En iyisi bunlardan uzun uzadıya bahsetmemek.Zira umudun yokluğunda çekilen derin acı mazlum için ne derece dayanılmaz ise, bu acının tasviri de, ona denk bir avuntunun yokluğunda, dinleyenler açısından bir o kadar katlanılmaz olacaktır.En karamsar ve doğru sözlü tiyatro yazarı bile, alt sınıftan, alelade kişilerin başlarından geçen badireleri, ne kadar olağandışı olursa olsun, pek nadir konu edinir; hele de bir garibanınkileri, hiç.Bilir ki, içinde kralın uzandığı, mateme bürünmüş saraya binlerce meraklı akın edecektir, oysa içinde bir dilencinin kuru bir tahta üstüne uzanmış cesedinin pişmiş kelle gibi sırıttığı gecekondu pek az kişiyi cezbeder.
...
Doğduğu köyün dağlarındaki en yaşlı meşenin devrildiği gün öldü.
...
Herman Melville
Israel Potter
Sürgünde Elli Yıl
Çeviren: Ayşe Deniz Temiz
İletişim Yayınları
23 Ocak 2024 Salı
İshmael Olmak: Redburn'den Moby Dick'e - M. Barış Gümüşbağ
ISHMAEL OLMAK: REDBURN'DEN MOBY DICK'E
Redburn üzerine söylenebilecek başka şeyler de olmasına rağmen bu yazının bir tür beyaz balina avına dönmeden sonlanması gerekiyor. Ne var ki, Redburn'ün Moby-Dick ile bağını kurmadan bırakmak da kesinlikle eksik kalacaktır, zira Redburn'ün önemli bir yönünün Moby-Dick'in kahramanı (ya da anti-kahramanı) Ahab ile anlaticisi Ishmael karakterlerinin taslaklarını barındırması olduğu konusunda Melville eleştirmenleri arasında yaygın bir görüş birliği vardır; öyle ki, R. W. B. Lewis çok haklı olarak,“Moby-Dick, Redburn'ün bıraktığı yerden başlar” der.
Öncelikle daha belirgin benzerliklerden başlayacak olursak, Ahab'la çeşitli yönlerden ortak noktaları bulunan Jackson'a dönmek gerekir.Geminin kaptanlarından biri olmasa da, denizcilik yeteneklerinin sağladığı itibarın yanı sıra denizciler üzerinde nedeni anlaşılmaz bir psikolojik üstünlük kurmuş ve zorbaca davranışlarıyla diğer denizcileri sindirmiş olan Jackson neredeyse gemideki gerçek otoritedir. Bu açıdan bakıldığında, Ahab Jackson'ın çok daha gelişkin ve kudretli bir hali olacaktır. 22.bölümün sonunda Redburn, Jackson'ı “esrarlı bir lanetle damgalanmış ve yakınında atan her yüreği çürütüp katılaştırmayı iş edinmiş, yüzer bir Kabil” olarak tanımlarken, doğrudan Kabil olarak adlandırılmasa da, Tanrı'nın Kabil'i işaretlediği gibi Ahab'ın yüzü de “ulu bir ağacın dimdik gövdesini yukarıdan aşağı diklemesine yaran bir yıldırım izine” benzer bir izle işaretlenmiştir.Bu izler Jackson'ı ve Ahab'ı diğerlerinden ayıran, farklarını imleyen ve yalıtan nişanelerdir. Jackson ile Ahab'ın herhalde en büyük benzerlikleri, tüm dünyaya karşı duydukları nefret ve bu nefretin kendilerini zehirlemesidir.12. bölümde Redburn Jackson için, “Dünyadaki her şeye ve herkese karşı nefret ve kin dolu gibiydi; sanki tüm dünya tek bir kişiydi ve ona, içini kemiren ve çürüten korkunç bir kötülük yapmıştı” derken, Ahab'ın nefret vekininin nesnesi hakkında Ishmael şunları söyleyecektir: "Ahab için,yeryüzündeki tüm kötü güçler, ete kemiğe bürünmüştü Beyaz Balina'da.Bu kötü güçler sanki Ahab'ı kemirdikçe kemirmiş, yüreğinin ve ciğerinin yarısını yemiş bitirmişti," İki karakterin bir diğer ortak noktası da Redburn'ün Jackson'a, Ishmael'in Ahab'a karşı duyduğu sempatidir.Redburn, “Jackson'dan neredeyse nefret ettiğim anlar olsa da, ona acıdığım kadar kimseye acımıyordum” derken, Ishmael ise “yabanıl ve gizemli bir yakınlık duyuyordum Ahab'a," diyecektir. İki anlatıcının da bu kötücül karakterlere karşı duyduğu tuhaf sempatinin altında ise tüm bu karakterlerin yaratıcısı Melville'in bu karakterler hakkındaki bölünmüş duyguları yatar ki, bu karakterleri Redburn'den Moby Dick'e taşırken bir ölçüde dönüştürerek yeni bir denge kuracaktır. Ancak Redburn'den Moby Dick'e, Jackson'dan Ahab'a nasıl geçildiğini anlamak için Redburn'ün nasıl Ishmael haline geldiğini hatırlamak gerekir.
Jackson'ın kendisine karşı duyduğu düşmanlık sonucu kendisini gemide “tek bir dostu ya da yoldaşı olmayan bir tür Ishmael durumunda” bulduğunu söyleyen Redburn, bunun yarattığı olumsuz duyguların kendisini zehirlemesinden korktuğundan ve “bir iblise, Jackson gibi bir şeye”dönüşmemek için dua ettiğinden söz eder. Redburn'ün korkusunun altında yatan sey, alttan alta hepsinin aynı kabileye mensup olduğunu hissetmesidir: Redburn yola çıktığı gün tünediği yerden düşen ve Redburn'ün bir gün ayağa dikmeye söz verdiği, camdan geminin gemi başıfigürü, bir anlamda ailenin gemi başı figürü olan baba,Kabil, Jackson, Ishmael, Redburn, hepsi de yaralı, düşmüş ve kovulmuş karakterlerdir. Bu açıdan Ahab'in beyaz balinada cisimleştiğine inandığı kötülüğe karşı, tüm bu yaralı karakterler adına da savaşacağını söyleyebiliriz.
Jackson'a dönüşmekten kurtulan Redburn Ahab'ın gemisine onun hikâyesini anlatacak Ishmael olarak binse de, Redburn'ün bir yönünün Ahab'da yaşamaya devam ettiğini unutmamamız gerekir. Peki Redburn'ün Ishmael'e dönüşmeden önceki hali ile Ahab arasındaki ortaklık nedir? Ahab'ın beyaz balinaya karşı öç alma arzusunu bileyen asıl neden, Ahab'ın beyaz balinanin anlamını çözme saplantısıdır. Beyaz balinayı parçalanıp arkasındaki akla ulaşılması gereken, “mukavvadan bir maske” gibi gören Ahab, “anlaşılmaz bir kötülük görüyorum onda.İşte bu anlaşılmaz şeyden nefret ediyorum asıl,” derken gösterenin ardında yatan gösterilene bir kez ve nihai olarak ulaşmayı, ikisinin arasındaki açıklığı sonsuza kadar kapatarak, mutlak ve değişmez bir anlama ulaşmayı arzular. İşte bu nedenle Ahab, Jackson'ın olduğu kadar, romanın hemen başında, benzer biçimde görünenin ardında yatan altınlara, yani mutlak değer ve anlamın ışıltılı simgesine ulaşmak için “sık sık çılgınca bir arzu" duyan Redburn'ün de bir türevidir. Redburn gerek Jackson ile karşılaşması gerekse özellikle seyahat rehberiyle yaşadığı deneyim sonucunda kendisini Ahab'a dönüşmeden Ishmael konumunda bulur.
Melville'in Ahab ve Ishmael'e karşı duyguları hakkında söylenebilecek şey ise, Melville'in sınıfsal ve kültürel konumu itibarıyla ne tek başına Ahab ne de yalnızca Ishmael olduğu, ama aynı anda her ikisinden de bir şeyler barındırdığıdır.' Ahab Melville'in bir yandan olmak için özlem duyduğu (örneğin edebiyat piyasası karşısında) ama bir yandan da iki arada bir derede sınıfsal konumu nedeniyle hiçbir zaman olamayacağı kişidir.Hayatının en azından bir bölümünde toplumun en dibinde yer alanlarla yolu kesişmiş olmasına ve aynen Redburn'de olduğu gibi kalemini kimi zaman bu toplumsal sınıfların uğradığı haksızlıklara, maruz kaldıkları sömürüye, hayat mücadelesine tanık olmak üzere kullanmış olsa da, Melville en azından kültürel anlamda bir seçkindir.Melville'in neredeyse tüm eserlerinde ele aldığı dünya hali ve sorunlarına daha çok felsefi bir perspektiften bakmasının altında da sanırım bu yatar. Bir sanatçı olması, Melvile'e Ahab ve benzerlerine tanınmamış bir ayrıcalığı, öfke duyulan dünyayı hayal gücü yoluyla yeniden kurma firsatını tanır. Bu açıdan belki de Melville'i kendisinin çağdaşı olan bir başka büyük romancıya, Gustave Flaubert'e benzetebiliriz: bir yandan burjuva dünyasının aptallaştırıcı ve köleleştirici sıradanlığına başkaldırıp “Madam Bovary benim” derken, diğer yandan da eleştiri oklarını Emma'yı yıkıma götüren piyasa işi, popüler bir romantizme yönelten; böylece, gerçek hayatta çözülememiş bir çelişki ve çatışmayı bir temsile dönüştürerek aşmaya çalışan sanatçının çıkmazını Melville de benzer biçimlerde yaşamiştir.Flaubert gibi açıkça söylememiş olsa da, aslında Melville'in de rahatlıkla “Kaptan Ahab benim” demiş olabileceğini hayal edebiliriz.Redburn de oraya doğru yolculukta önemli bir kilometre taşıdır.
M.Barış Gümüşbaş
Orhaniye-Marmaris, 2019
21 Ocak 2024 Pazar
Redburn (İlk Seferi) - Herman Melville
...
"Bak ne kocaman gözleri var," diye fısıldamıştı teyzem, "çünkü çölde açlıktan ölmek üzereyken bir anda gözüne üzerinde olgun meyveleriyle bir hurma ağacı iliştiğinde, gözleri böyle büyümüş kalmış."
Bunun üzerine, gözlerinin gerçekten alışılmadık derecede büyük olduğunu ve kafasından aynen bir ıstakozun gözleri gibi fırladığını düşünene kadar adama uzun uzun bakmıştım.Eminim bakarken benim gözlerim de büyümüş olmalıydı.Kilise dağıldığından teyzemden beni yanına alarak gezgini evine kadar takip etmemizi istemiştim.Ama teyzem bunu yapacak olursak polislerin bizi yakalayacağını söylemişti; böylece bu muhteşem Arabistan gezginini bir daha hiç görmedim.Ama adam uzun süre aklımdan çıkmamış ve birkaç kez rüyalarıma girdiğinde, adamın gözlerinin daha da büyüdüğünü ve yuvarlaklaştığını sanmış ve bir keresinde de rüyamda bir hurma ağacı görmüştüm.
...
Evet, denize çıkacaktım; yardımsever amcalarım, teyzelerim ve şefkatli koruyucularımla bağımı kesecek, kendi evimdekiler dışında geride buruk kalpler bırakmayacak ve kendi göğsümde ağrıyandan başkasını da yanıma almayacaktım.O zamanlar dünya bana aralık ayı kadar soğuk, ayaz ve karanlık rüzgarları kadar dondurucu ve kasvetli görünüyordu.Hayal kırıklığına uğramış bir oğlan kadar insanlardan nefret eden kimse yoktur; sıkıntıların sıcakkanlı ruhumu paçavraya çevirmesi sonucunda ben de öyle olmuştum..Ama böyle düşünceler şimdi bile yeterince kederli, zira tamamen uzaklaşmış değiller ve okurun da yeterince canını sıkıyor olmalılar; öyleyse keseyim ve kendi hikayemle devam edeyim.
...
Kendime iyi bakmam için beni defalarca uyardı ve ben de öyle yapacağıma dair ağırbaşlılıkla söz verdim; eğer kendisi yapmazsa başka kimsenin yapmayacağını anladığında, hangi yersiz yurtsuz kendine iyi bakmayacağına söz vermez ki...
...
Her pazar öğleden sonraları kiliseden dönerken yürümeyi alışkanlık edindiğim, köyümüzün mezarlığının güneşli güney tarafını çeviren hoş çalı çitin altında gömülmenin nasıl daha iyi ve güzel olması gerektiğini düşündüm ve şu anda neredeyse orada olmayı istedim; evet, kilise mezarlığında ölü ve gömülü.Gözlerim ikide bir yaşlarla doluyordu ve hıçkıra hıçkıra ağlamamak için nefesimi tutuyordum; böyle hissetmemem elimde değildi ve kuşkusuz dünyada hangi oğlan çocuğu olsa benim o zamanlar hissettiğim gibi hissederdi.
...
O zamanlar hayatımı kazanmak için çalışmayı hiç düşünmez, dünyada taş yürekler olduğunu hiç bilmezdim ve para hakkında o kadar az şey bilirdim ki bir parça şeker alıp altı sent verdiğimde şekerlemecinin beş sent geri vermesinin nedeninin, verdiği sentler paramın üstü olduğu için değil sadece başka bir şey alabilmem için olduğunu, bu nedenle de paranın benim param olduğunu düşünürdüm.Artık para hakkında fikrim ne kadar farklı !
...
Ve bir keresinde kilisede denizciler namına verilen, vaizin onları sürüden ayrılmış kuzular olarak tanımladığı ve onları zavallı kayıp çocuklara, ormandaki bebeklere, anasız babasız öksüzlere benzettiği bir vaazı hatırladım.
...
Şaşı gözüyle bir bakışı bir yumruk kadar etkiliydi, çünkü hayatımda gördüğüm, bir insan kafasına yerleştirilmiş en derin, sinsi ve şeytani bakışlı gözdü.İnanıyorum ki o göz, işin doğrusu, bir kurdun ya da açlıktan ölmekte olan bir kaplanın gözü olmalıydı; her halükarda hiçbir göz doktorunun bunun yarısı kadar soğuk, yılansı ve ölümcül bir cam göz yapamayacağına bahse girerdim.
...
Jackson biraz daha sakinleşti ve incelemesini tamamladıktan sonra ilk adamın daha kıdemli bir denizci olduğunu, çünkü onun dişlerinin ucunun daha düzleşmiş ve aşınmış olduğunu ve bunun nedeninin de kuru peksimet yemek olduğunu ve bir denizcinin yaşını bir atın yaşı gibi söyleyebilmesinin nedeninin de bu olduğunu söyledi.
...
*Tekvin'e göre İbrahim'in cariyesi Hacer'den olan oğlu.İsmail'in dikbaşlılığı nedeniyle İbrahim, Hacer ile İsmail'i kovar.Toplum dışına itilen İsmail, bir süre çöllerde dolaşır.Melville daha sonra Moby Dick'in anlatıcısını İsmail (İshmael) olarak adlandıracaktır.
...
Eğer hayatınızda bir gemi gördüyseniz, orada nasıl bir halat ormanı olduğu ve hepsinin de arapsaçı gibi birbirine dolandığı dikkatinizi çekmiş olmalı.Şimdi, bu iplerin en ufağının bile kendi özel ismi olup, bu isimlerin çoğu da, genç kraliyet prenslerinin adları gibi çok uzundur; sancak-grandi, babafingo-borina halatı ya da iskele-pruva, gabya yelkeni-istinga halatı.
...
Max çok fırça atar, hata bulur ve sık sık kusurlarımı eleştirirdi; ama bu konuda yalnız değildi, çünkü herkesin benim mutsuzluğumda bir parmağı ya da başparmağı ve bazen de her iki eli vardı.
...
*"Erkek Kızılgerdanın Ölümü" olarak bilinen bir İngiliz çocuk şarkısı, kuşun öldürülmesini ve cenazesini anlatır.Her hayvana törende bir görev verilirken, çanı çalma görevi boğaya verilir.
...
Daha sonra gülmeye çalıştıysa da yalnızca tekrar öksürdü."Zavallı heriflere gülme," dedi Max, ciddi bir edayla; "oradaki cesetler görüyor musun, onların ruhları Ümit Burnundan daha uzakta."
...
Ancak adamın üzerine kötülükten çok keder sinmiş gibiydi ve sanki kötülüğü de kederinden kaynaklanıyordu; tüm çirkinliğine rağmen gözlerinde anlatılması imkansız biçimde acıklı ve dokunaklı bir şey vardı ve Jackson'dan neredeyse nefret ettiğim anlar olsa da, ona acıdığım kadar kimseye acımıyordum.
...
Ayrıca sallanma ve yalpalanma gemiye yalnızca hoş bir canlılık verir; öyle ki, denize açılmış bir geminin tepesinde olmak ile limandaki geminin tepesinde olmak arasındaki fark gerçek, canlı bir ata binmekle tahta bir ata binmek arasındaki farkla neredeyse aynıdır.Ve canlı at sizi tepesinden atacak olsa da, bu diğer at üzerinden utanç verici bir düşüşten daha çok tatmin edici olacaktır.
...
Yalnızca swipes'tan nefret ettiğimi biliyorum.Tadına gelince, ancak adına layık olduğunu söyleyebilirim ki, adı kuşkusuz iğrenç bir şeyi belirtir.(Swipe sözcüğünün günlük kullanımda "çalmak, aşırmak, yürütmek.) Ama Liverpool çevresinde yoksullar bunu bol miktarlarda tüketirler, ki muhtemelen yoksulluklarının nedeni bir ölçüde budur.
...
Dünyadaki tüm limanlar arasında Liverpool belki de her türden dolandırıcının, kara sıçanı üçkağıtçının ve bahtsız denizcileri avlayan diğer haşaratın en bol bulunduğu yerdir.Pansiyoncular, meyhaneciler, tuhafiyeciler, madrabaz simsarlar, pansiyon avaresi suretinde denizcilere dadanan dümenciler onları parça parça yutarken, kara sıçanları ve fareler de para keselerini kemirirler.
...
"Mersey ırmağının, uzun uzun dolaştıktan sonra ovada,
Tüm haracını döktüğü yerde etrafını saran deryaya,
Bir grup balıkçı seçmiş mütevazı barınaklarını;
Gözü tok emekleri kutsar güzel sığınıklarını,
Zorluğa alışkın, sabırlı, sert ve cesurlar,
Aslanın ağzındaki yiyecek için dalgalarla boğuşurlar:
Derme çatma sahil boyunca dizilmiş kulübeleri,
Ağlar ve küçük kayıkları tek servetleri."
...
Bu düşüncede beni hüzünlendiren bir şey vardı; zira bir zamanlar kendi ebeveynimin bile hiç aklına gelmediysem, ahirette halim nice olurdu?Zavallı, zavallı Wellingborough! dedim kendi kendime, zavallı çocuk!Gerçekten de dostsuz ve kimsesizsin.Burada, yabancı bir kentte bir yabancı olarak geziniyorsun ve babanın senden önce burada olduğu düşüncesi bile o zamanlar onun seni tanımadığı, seninle zerre kadar ilgilenmediği fikriyle birlikte geliyor.
...
İnsanın başına gelip de pazarlanabilir olmayan hiçbir bela yoktur sanki.Cenazeciler, zangoçlar, mezar kazıcılar, cenaze arabası sürücüleri hayatlarını ölülerden kazanırlar be en çok da salgın hastalık zamanlarında zenginleşirler.Ve bu sefil yaşlı adamlar ve kadınlar kilise mezarlığına kendilerinin gitmesini engellemek için ceset arıyorlardı; zira açklıktan kıvrananlar arasında en biçare olanlar onlardı.
...
Ah ! İnançlarımız nelerdir ve nasıl kurtarılmayı umut ediyoruz?Ey İncil, bana Lazarus'un hikayesini yeniden anlat ki, yoksullar ve kimsesizler için yüreğimde teselli bulabileyim.Bizler hemcinslerimizin sıkıntıları ve dertleri ile kuşatılmış, ama yine de onların acılarını dikkate almaksızın kendi zevklerimizin peşine düşmüşken, bir cesetle oturup cenaze evinde eğlenen insanlar gibi değil miyiz?
...
Adem ile Havva! Eğer gerçekten de hala hayatta ve cennetteyseniz, dilerim ki arkada bıraktığınız dünyayı hor görmek ölümsüzlüğümüzün bir parçası olmasın.Çünkü tüm bu mağdurlar ve kötürümler, genç Habil kadar sizin ailenizdir; dolayısıyla, dünyanın acılarını görmek, sizin için gerçekten de ebeveynlerin hissedeceği türden bir dert olacaktır.
...
Bu cinayetten şöyle bir söz edip geçmek, Liverpool'da denizcilerin uğrak yeri olan mahallelerin en metruk ve en rezil olanlarında olan bitenler hakkında bir fikir verecektir.Denizcilerin lügatinde Çürük-sıraevler, Cebelitarık-semt ve Aşağı Mahalleler olarak geçen ahlaksız sokaklar ve sokak araları kötülük ve suçla öyle kokuşmuştur ki koca dünyada herhalde bir benzeri daha yoktur.Aynı evlerin isli ve kirli tuğlalarının leş kokan, Sodom'a benzer, ölüm saçan bir görünümü vardır ve şehrin bu bölümünün üstünde asılı duran kömür dumanı tabakası, her şeyden öte burada işlenen kötülükleri gizlemeye çalışıyor da olabilir.Bunlar denizcilerin bazen sonsuza kada rkaybolduğu ya da sabahları dımdızlak soyulmuş, kırık dökük kapı aralarından çıktıkları uğraklardır.Bunlar küfrün, kumarın, yankesiciliğin ve sıradan günahların hastalıklı acuzeler ve püsküllü belalar tarafından işlenemeyecek kadar yüksek erdemler olduğu uğraklardır.Ayrıntılara girmeme terbiyem el vermez; ama adam kaçıranlar, katiller ve ceset hırsızları bunların yanında neredeyse aziz ve melek kalırlar.
Bunlar bir araya gelmiş, insanlığa ellerinden gelen tüm kötülüğü yapmaya kararlı, gaddar merdümgirizlerden oluşan bir ortaklı kurmuş gibidir.Kemerlerinden, haşarat gibi kükürt ile yakılarak sökülüp atılmalıdır.
...
Hayvanlarda bilginin keşfedilmemiş alemleri vardır ve ne zaman alışılmışın ötesinde mülayim, sakin, derin bakışlara sahip bir at ya da bir köpek dikkatinizi çekerse, onun insanın gizemleri üzerine sükunetle düşünen bir Aristotales ya da bir Kant olduğuna emin olun.Hiçbir filozof bizi köpekler ve atlar kadar enine boyuna anlayamaz.Bir bakışta içimizi okurlar.Sonuçta bir at, deriden bir tulum giyen ve şansına yulafla beslenmek düşmüş, efendileri için ırgat gibi çalışıp, odun kesip su çeken iki ayaklılar gibi karşılığının ancak yarısını alan ya da kötü muamele gören, dört ayaklı bir dilsiz insan türü değil de nedir?Ama hayvanlarda bile Tanrı'nın bir dokunuşu ve bir atta, onur kırıcı davranışlardan sonsuza kadar muaf kılması gereken özel bir hale vardır.Rıhtımların o heybetli, oturaklı yük atlarına gelince, onların kutsal derilerine el kaldıracağıma, kürsüde oturan bir yargıca vurmayı tercih ederim.
...
Harry'nin gözleri büyük ve kadınsı olsa da, Carlo'nun gözleri Harry'nin gözleri gibi değildi.Tropikal bir gökteki nemli yıldızlar gibi, yumuşak ve ruhani bir nurla parlıyorlar ve alçakgönüllülük, derinden gelen bir düşüncelili, ama yine de hayatın tüm kötülükleri karşısında tasasız bir sabır ifade ediyorlardı.
Başı bilakis küçüktü ve kısmen kaşları ile narin kulaklarının üzerine inen, kalın kıvırcık saç tutamlarıyla dolu haliyle insana nedense Falerna yöresinden yeşilliklerle dolu, klasik bir vazoyu anımsatıyordu.
Dizlerinden aşağı çıplak bacakları, bir hanımefendinin kolları kadar bakılası güzellikteydi; o kadar yumuşak ve dolgun, ama çocuksu bir doğallık ve zarafetle.Tüm endamı rahat, güzel ve uyuşuktu; Napoli'de bir üzüm bağında olgunlaşabilecek türden bir oğlandı; bebekken çingenelerin çaldığı türden bir oğlan; Murillo'nun yoksullar ve kimsesizler arasına karıştığında, sınıf ve zenginlik olarak yukarıda olanların gözlerini cezbedecek konular olarak sık sık resimlerini yaptığı türden bir oğlan; her çatlağından fışkıran şiirle dolu, Endülüslü dilenciler gibi bir oğlan.
Adı Carlo'ydu; yeryüzünün yoksul, kimsesiz, atasız bir oğluydu ve hayat okyanusunda, bir fırtınadaki deniz serpintisi gibi sürükleniyordu.
...
Ama ölüler akla gelince kederlenmek niye?Neden mutlu olmayalım?Bunun nedeni, onların keyfi, neşeyi tamamen arkalarında bırakmış olduklarını düşünmememiz mi?Yoksa onların gerçekten ölmüş olmalarına inanmamız mı?Gidenler tekrar ziyaretimize gelmiyorlar; sesleri artık havada çınlamıyor; yaz gelse de, onlar için kış ve kendi kol ve bacaklarımızda bile, her bahar ağaçların yeşilini yenileyen özsuyu hissetmiyoruz.
...
Hanımefendilere gelince, onlarla ilgili söyleyecek hiçbir şeyim yok, zira hanımlar dini inançlar gibidir; eğer haklarında iyi konuşmayacaksan, hiçbir şey söylemeyeceksin.
...
Orada cehennem azabı içinde kara kara düşünürken, yelken bezinden pantolon giyen, toplum dışına itilmiş, oradan oraya sürüklenen bir denizciden başka bir şey olmamasına rağmen, bu adam yine de Salvator'un karanlık ve karamsar eli tarafından yapılmaya değecek bir resimdi.Ustanın gece yarısı uzaklarda bir gemi kazasının olduğu, Calabria'nın ıssız kayalıklarını temsil eden denizle ilgili kasvetli eserlerinden herhangi birinde, bu Jackson'un yüzü tam da talihsiz geminin yıldırım tarafından parça parça edilmiş baş süsü olarak resmedilecek bir yüzdü.
...
Zira ister soylu, ister yoksul olsun günahkarlıkta saygınlık yoktur ve cehennem herkesin eşit olduğu bir şeytanlar demokrasisidir.
...
Highlander'da göçmenler arasındaki hummayla birlikte yaşananlarla ilgili anlattıklarım kulağa nasıl gelirse gelse de ve bu şeyler çok uzun süre önce olmuş olsa da; yine de böyle olaylar, her şeye rağmen, muhtemelen bugün de olmaktadır.Ama böyle olaylar hakkında ulaştığınız tek açıklama gazetelerde gemicilik konu başlığı altında, genellikle bir paragrafla sınırlıdır.Denizde hayatını kaybeden yoksul ölülerin ölüm ilanı işte oradadır.Kıyıda kırılan dalgalar gibi kırılırlar ve bir daha onları ne duyan ne de gören olur.Ama olup bitenler kataloğunda bu şekilde yalnızca baş harfleriyle anılan ve ağızda daha hoş tat bırakan paragraflarla daha fazla meşgul olan haber okurları tarafından göz ucuyla bakılan bu olaylarda, üç kelimelik bir cümleye sıkıştırılmış halde nasıl bir ölüm kalım dünyası, nasıl bir insanlık ve dertler dünyası yatar!
Fırtınalı denizde yol alan vebalı bir gemi görmezsiniz; umutsuzca feryat figanları duymazsınız; küpeştelerin üzerinden fırlatılan cesetleri görmezsiniz; dul kalan kadınların ve yetimlerin dövünüp saçlarını başlarını yolmalarını fark etmezsiniz; hepsi bir boşluktur.Ve ben Highlander'ın başına gelen felaketin ayrıntılarını anlatarak bu boşluklardan birini doldurdum sadece.
Yoksullaın son acılarını unutturmak için telaş eden o doğal eğilimin yanı sıra, bu tür felaketlerin ayrıntılarını gizli tutmak için başka nedenler de işbirliği yaparlar.Böyle şeyler çok duyulacak olursa, bu durum geminin aleyhine işler ve geminin adına leke sürer; geminin karantinaya alınmaması için bir kaptan elinden geldiğince durumu hafifletmeye ve örtbas etmeye uğraşacaktır.
...
Hiçbir zaman tamamıyla anlayamadığım bir biçimde, denizciler, en azından ben ve Harry'nin kulak misafiri olduklarımız, ölen Jackson'ın adını bile ağızlarına hiç almıyorlardı.Hepsi de Jackson'ın hatırasını hasırltı etmek için sessizce anlaşmış gibiydi.Bunun nedeni, bu adamın onlardan her birini altında tuttuğu esaretin şiddeti gerçekten de adamların yüreklerini derinine kadar çürütmüş olduğundan, denizcilerin bu kadar alçaltıcı bir şeyin anısını bastırmayı düşünmeleri miydi, kararsızdım; ama kesin olan, Jackson'ın ölümünün adamların kurtuluşu olduğuydu ve bunu keyifleri daha önce görülmemiş ölçüde yerine gelerek kutladılar.
...
Herman Melville
Redburn
İlk Seferi
Çeviren: M. Barış Gümüşbağ
Alfa Yayınları
3 Temmuz 2023 Pazartesi
Typee Polinezya Hayatına Bir Bakış - Herman Melville
20 Mart 2023 Pazartesi
Sağlam Adam, Bir Maskeli Geçit - Herman Melville
...
Merhamet uzun süre acı çeker de yine iyilikle mukabele eder.
...
"Görünüş başka, gerçekler başka" diye yapıştırdı cevabı beriki; "varsayıma gelince, bir alçak hakkında, alçak olduğundan başka ne varsayımda bulunabilirsin?"
...
Ben hazin meczuplarla dolu ne tımarhaneler gördüm, ve orada şüphenin sonunun nereye vardığını gördüm: Kinayelerle konuşan kişi, bir köşede cezbeye kapılmış gibi kendi kendine söylenir durur; yıllar yılı orada öylece sabit duran bir nesnedir; kafası öne düşmüş, kendi dudağını kemirir, kendi kendinin akbabasıdır; karşı köşedeki budala ise durup durup ona kaşlarını çatar.
...
New Orleanslı Fransız'ın biri, cüzdanı kendisinden daha şişkin yaşlı bir adam, bir akşam tesadüffen tiyatroya gitmiş, oyunda sanki gerçek gibi canlandırılan sadık bir eş karakterinden öylesine etkilenmiş ki evlenmekten başka bir şey düşünemez olmuş.Böylece Tennessee'den güzel bir kızla evlenmiş.İlk dikkatini çeken şey, kızın özgür davranışları olmuş, ardından kızın akrabaları da onun serbest bir eğitim aldığını, hal ve tavırlarının rahat olduğunu söyleyerek methetmişler.Övgülerin bini bir paraymış ama hepsi boş çıkmış.Çünkü çok geçmeden dedikodular hanımefendinin rahat tavırlarının başka bir anlama geldiğini kanıtlamış.Gelgelelim, pek çok Benedictlinin kesin kanıt kabul edeceği bir sürü vaka yaşlı Fransız'a arkadaşları tarafından aktarıldıysa da, adam karısına öylesine güveniyormuş ki anlatılanların tek kelimesine itibar etmemiş, ta ki bir gece, bir seyahatten beklenmedik bir biçimde dönmek zorunda kalıp da evine girdiğinde kuytu bir köşeden fırlayan bir adama rastlayana kadar: "Dilenci!" diye bağırmış Fransız, "işte şimdi şüphelenmeye başlıyorum."
...
Aziz Pavlus gayet anlamlı bir biçimde, "Bir mümin için kimse ölümü göze almaz, ama gün gelir, iyi bir adam için ölümü bile göze alacak biri çıkar."
...
Ayıklık nöbetindeki sarhoş, insanların en can sıkıcı olanı ise, mantık nöbetine girmiş coşkulu bir kişinin de pek iç açıcı olduğu söylenemez.Hakkını yemeyelim, anlayış yetisi bu sırada, önceki haline göre hayli ilerleme katetmiştir; çünkü coşku eğer çılgınlığın zirvesiyse, umutsuzluk da akilliğin en uç biçimidir.
...
Gerçek dost olabilmek için insanın durmadan dostça sözler sarfetmesi gerektiğini sanmak, batıl bir inançtır, sürekli dostça hareketlerde bulunmasını beklemek de öyle.Hakiki din gibi hakiki dostluk da edimlerden bağımsızdır bir bakıma.
...
Avustralya'da bulunan ördek gagalı sincap ilk kez doldurulup İngiltere'ye getirildiğinde, doğa bilimciler ellerindeki sınıflandırmalaa dayanarak, gerçekte böyle bir yaratığın var olmadığını ileri sürmüşlerdi.Modelin üzerindeki gaga, sonrada insan eliyle takılmış olmalıydı.
Fakat doğa istediği kadar doğabilimcileri hayrete düşüren ördek gagalı sincaplar üretsin, okuru ördek gagalı karakterlerle şaşırtmak naçizane bir yazarın ne haddine, diye düşünenler olabilir.Yazarlar insan doğasını muğlaklık içinde değil, daima şeffaflık içinde göstermelidirler, çoğu romancının izlediği yol da zaten budur ve böylelikle bazı durumlarda insanlığı onurlandırdıkları düşünülebilir.
...
Antik Yunan'da yaşamış bir soyguncu olan Procrustes, kurbanlarını işkence yatağına sığdırmak için bedenlerine zorla şekil verirdi.
...
Cimri, sıska, yaşlı bir adamdı, tuzlanmış morina balığını andıran kupkuru derisi tutuşmaya hazır gibiydi; kafası, bir ağaç budağından budalanın teki tarafından yontulmuştu sanki; yayvan, kemikli ağzı, akbaba burnuyla çenesi arasına sıkışmıştı; inatçı bir ihtiyarınkiyle bir gerizekalınınki arasında gidip gelen ifadesiyle karşılık vermedi.Gözleri kapalıydı, başının altında duran, rulo yapılmış köstebek derisinden eski, beyaz bir paltoya yasladığı yanağı, çamurlu bir kar birikintisi üzerindeki buruşuk bir elmayı andırıyordu.
Sonunda canlanarak yardımcısına doğru eğildi ve öksürükten kırılan bir sesle, "Ben ihtiyar ve sefilim, bir ayakkabı bağı kadar değeri olmayan zavallı fukaranın tekiyim- ama size borcumu nasıl ödeyebilirim?" dedi.
...
Dürüstlüğün en güvenilir makbuzu dürüst bir yüzdür.
...
Güvenin peşinden umudun gelmesi gerekir, peki umut nereden doğacak?
...
Yalan söylüyorsun! Bazı ağrılar uyuşturmadan dindirilemez ve insanı öldürmeden de iyileştirilemez.
...
İşte, al bakalım, bu arada, hazır kalkmışken git de vücudunun geri kalanına da sargı sardır.Duydun mu?Kendini tepeden tırnağa bir burnun üzerindeki bir yara gibi düşün ve defol git.
...
Sanatın mı?Kırık çıkıkçı -doğal bir kırık çıkıkçı olduğunu söylememiş miydin?Git de zıvanadan çıkmış dünyayı yerine oturt, sonra gelip benim kemiklerimi düzeltirsin.
...
Benim deneyimim -ki otuz beş çocukla çalıştım- bana ergenliğin doğal bir alçaklık durumu olduğunu kanıtlıyor.
...
İnsan doğasının genç bireyinde alçaklığın akıllara durgunluk verici sonsuz çeşidini bulabilirsiniz.
...
Bu tür oda hizmetçisi işlerine tenezzül etmiyordu beyefendi.Kasti ihmallerinin ardı arkası gelmiyordu.Üstelik, görevini suistimal ettikçe daha da kibarlaştı.
...
Her neyse, yeter: Kibar ya da laubali çocuklar, beyaz çocuklar ya da zenci çocuklar, zeki çocuklar ya da tembel çocuklar, Kafkasyalı çocuklar ya da Moğol çocuklar -hepsi birer alçak.
...
"Kabaran denize karşı, ıslak bir bez parçasıyla!"
"Ve beyefendi, şimdi anlıyorum ki aslında sözlerinizin tamamı, dalgalı denizde ıslak bir bez parçasından başka bir şey değil; kuvvetli esen başıboş bir rüzgar; benim sözlerime tam bir tezat teşkil ediyor.
...
Ama hakikat bir çim biçme makinesi gibidir, hassas mizaçlar onun yolundan çekilmeli.
...
Şeytan çok bilgedir.Gidişata bakılırsa insanı, Yaratan'dan bile daha iyi anlamış gibi görünüyor.
...
Kinaye öylesine adaletsizdir ki, kinayeden asla haz etmem; şeytani bir yan vardır kinayede.Tanrı beni kinayeden korusun ve onun can dostu hicivden.
...
Köstebek için olduğu gibi orman adamında da içgüdüler, ilkelerden önce gelir.
...
Etrafında pek az can yoldaşı vardır, kaçınılmaz kaderi olan yalnızlığa göğüs gerer -hafife alınacak bir iş değildir bu, çünkü yalnızlık, doğru biçimde katlanıldığında, ölümü saymazsak, dayanıklılığın belki de en çetin sınavıdır.Fakat orman adamı yalnızlığa razı olmakla kalmaz, çoğu durumda yalnız kalmak için didinir.On kilometre ötede tüten bir baca, bulunduğu yeri terk ederek ormanın bir adım daha içine doğru ilerlemesi için kışkırtır onu.İnsanın, her ne olursa olsun, evrenin tamamı olmadığına, zaferin, güzelliğin, iyiliğin insanla sınırlı olmadığına mı inanır?İnsanın varlığı kuşları nasıl ürkütürse, kuş misali düşünceleri de kaçırdığını mı düşünür?Her halükarda, orman adamının mizacı incelikten hepten yoksun değildir.Kıllı bir Tarzan gibi görünse de Shetland foku gibi, onun da dikenlerinin altında belki de kürkü gizlidir.
...
Şefin keskin zekası onu olsa olsa daha zalim kılıyor.
...
Hatırlıyorum da, Sicilya'nın huysuz tiranı Phalaris'in bir keresinde gülüşü bir atın anırmasını andırıyor diye zavallı bir adamın kellesini binek taşında kestiğini anlatır.
...
Bu sürüngenin güzelliğiyle büyülendiğiniz vakit onun yerine geçmek hiç aklınızdan geçmedi mi?Bir yılan olmak nasılmış görmek?Çimenin üzerinde fark edilmeden süzülmek?Bir dokunuşla sokmak, öldürmek; güzel bedeninizin tamamı ışıltılı, ölümcül bir hançermiş gibi?Kısacası, kendinizi bilgiden ve vicdandan muaf hissetmek ve bir süreliğine tümüyle içgüdüsel, kayıtsız, sorumsuz bir yaratığın tasasız, keyifli yaşantısını sürmek arzusu hiç içinizden geçmedi mi?
...
Şu anda çıngıraklı yılan olsaydım insanlarla samimiyet kurmam söz konusu olamazdı -insanlar benden korkar, ben de çok yalnız ve mutsuz bir çıngıraklı yılan olurdum.
...
İşte İncil'deki o mühim paragraf da bu yüzden nail olmuştur; "Yılan oynatıcıyı yılan soktuğunda ona kim acır?"
"Ben acırım" dedi gezmiş-görmüş adam, sanki bir parça damdan düşmüş gibi.
"Peki ama" diye karşılık verdi diğeri, sakin tavrını elden bırakmayarak, "peki ama, doğanın acımasız olduğu yerde insanın merhamet etmesi bir parça kibirli bir tavır olmaz mı sizce?"
"Dil cambazları ne isterlerse desinler, merhamete yürek karar verir."
...
"Evet, ne olmuş" Ben tutarlı olmayı nadiren dert edinirim.*Felsefi bakış açısından, tutarlılık, her zaman belli bir düzeydedir, insanın aklındaki bütün düşüncelerde bu düzey korunur.Fakat doğa hep inişli çıkışlı olduğuna göre insan bilginin içinde doğal olarak ilerlerken, bu sürecin içerdiği doğa eşitsizliklere boyun eğmekten başka ne gelir elinden?Bilgide ilerlemek büyük Erie Kanalı'nda ilerlemeye benzer, çevrenin özelliğinden dolayı seviye değişikliği kaçınılmazdır; mütemadi tutarsızlıklarla bir yükselir bir alçalırsınız, yine de durmadan yol alırsınız; bütün bu rotanın en sıkıcı kısmı ise denizcilerin "uzun düzlük" dedikleri kısmıdır. -durgun bataklıklardan geçen, altmış mil boyunca tutarlı dümdüz bir yüzey."
...
*Ralph Waldo Emerson'ın "Kendi Ayakları Üzerinde Durma" (1841) başlıklı denemesinde geçen "Tutarlılık, dar kafalıların üzerimize saldığı bir öcüdür." sözüne nazire.
...
Egbert benim hem müridim hem de şairim.Çünkü şiir, mürekkep ve kafiyeyle değil, düşünce ve eylemle yazılır; her kim onu nerede ararsa, ancak bu yolla, yararlı bir eylem yoluyla bulur onu.
...
Sağlam Adam
Bir Maskeli Geçit
İletişim Yayınları
Çeviren: Ayşe Deniz Temiz
16 Ocak 2022 Pazar
Ü-ürü-üüü - Asil Horoz Beneventano'nun Ötüşü
Son zamanlarda dünyanın her yerinde, ahlâksız despotluklardan kaçmaya çalışan birçok coşkulu insan başından vurulmuştu; çok fazla kayıp vardı, lokomotif ve buhar makinesi de yüzlerce heyecanlı yolcuyu başından etmişti.(Bir arkadaşımı da böyle kaybettim.) Kendi kişisel ilişkilerim de despotluk, kayıplar ve başından vurulmakla ilgiliydi.Erken bir bahar sabahı, uyuyamayacak kadar evhamlı olduğum için dışarı fırlayıp, yamaçtaki çayırlarda yürüyüşe çıktım.
...
Biz güzel horozlar neşeyle öteriz;
Ama çok ötmeyiz akşam olduğunda,
Çünkü o zaman gelir ümitsizlik ve delilik."
...
Hiçbir horoza cevap vermemişti, münferit bir küçümseme ve bağnazlıkla yalnızca kendisi için ötüyordu.
...
Horoz ölmüştü
Eğer o dağlık bölgeyi ziyaret ederseniz, dağın hemen altında, bataklığın diğer tarafında, rayların yanında bir mezar taşı görürsünüz -üzerinde tehlike işareti değil, coşkuyla öten bir horoz çizilmiştir ve şu sözler yazar:
"Ey ölüm, zaferin nerede?
Ey ölüm, dikenin nerede?"
...
Ü-ürü-üüü
Asil Horoz Beneventano'nun Ötüşü
Ne Denizsiz Ne Tütünsüz
Zeplin Kitap
Jimmy Rose, zavallı Jimmy Rose, Herman Melville
...
Yıllar önceydi.Ben o zaman kasabada oturuyordum ama yıllık ziyaretlerimden biri dolayısıyla şehre inmiştim.Dört ya da beş gün önce Jimmy'i evinde görmüştüm, sonrasında da ipek kumaşlar içinde bir kadın tarafından verilen bir eğlencenin kapanışında konuşurken duydum: "Asil ev sahibimiz; yüzünde açan çiçekler kalbindekiler gibi sonsuza dek solmasın!" Ve onlar, oradaki hanımefendiler ve beyefendiler kadehlerini büyük bir neşeyle ve içtenlikle kaldırmıştı.Jimmy'nin gözlerinde nazik, gururlu ve minnettar gözyaşları vardı, parıltılı yüzlere ve bir o kadar parıltılı kadehlere bir melek gibi bakıyordu.
...
O zamanlar ben genç bir adamdım, Jimmy de kırkını geçmemişti.Yirmi beş yıl sonra onu tekrar gördüm.O nasıl bir değişimdi!Çökmüş, küçülmüş, zayıflamış, çaresizlik içinde ve insanlardan kaçarak öfke dolmuş birini görmeyi -belki de görmemeyi- beklerken -hayret!Yüzünde eski İran gülleri açmıştı.Yine de bir sıçan kadar zavallı; sefalet içinde bir zavallı; düşkünler evine düşecek kadar fakir; ince, eski püskü, yamalı ceketiyle dolaşan bir yoksul; süslü kelimeleriyle zengin olan bir yoksul; nazik, gülümseyen, soğuktan titreyen bir beyefendi.
...
Belki de Jimmy hiçbir şekilde insanlardan nefret edemeyecek kadar iyi ve nazik bir adamdı.Ve şüphesiz insanlardan kaçmak bile Jimmy'e günah gibi görünmüştü.
...
Görünüşe göre, kötülükten uzak ama kaderin küçük düşürdüğü ve sadece merhamet edilebilecek biri olarak görülmüyorsa, hiç kimse bu hayatta ceza almadan yaşayamazdı.Evine yemeğe gelenler iyilikten pek nasibini almamıştı çünkü çay ve ekmek yardımı için gelen, açlıktan ölen beyefendiyi içeri almamışlardı.Onu her gün kapı kapı dolaşıp yardım dilemekten kurtaracak bir miktar parayı aralarında toplasalardı biraz değerli olabilirlerdi.
Ama en dokunaklı şey, yanaklarındaki o güllerdi; dondurucu soğukta o kıpkırmızı güller.Nasıl açtı o güller; yemek, süt ya da çay ve ekmek onları büyütmüş olabilirdi; ya da o boyamış olabilirdi; öylesine açmak için nasıl bir tuhaf büyü yapılmıştı; hiçbir insan oğlu bunu bilemiyordu.Ama onun yanaklarında güller açmıştı.Ve güllerin yanında, gülümsemesi vardı.Her zaman gülümserdi.Onu çaya davet edenler, onun kadar gülümseyen bir misafir daha bilmezdi.Zengin zamanlarında Jimmy'nin gülüşü çok meşhurdu.Şu anda üç kat daha meşhur olmalıydı.
Nereye gitse, kasabanın bütün haberleri onda olurdu.Sık sık okuma salonlarına giderek Avrupa meselelerini ve yerli yabancı edebiyatı takip ederi.Ve teşvik edildiğinde, bunlar hakkında konuşurdu da.Ama her zaman teşvik edilmezdi.Jimmy çoğu eve çay saatinden on dakika önce uğrar ve yine çay saatinden on dakika sonra ayrılırdı; daha fazla durmasının ev sahibinin rahatını bozacağını iyi bilirdi.
Cömertçe sunulan çayı bardak bardak içişini, leziz ekmek ve tereyağını yiyişini izlemek ne kadar da üzüzüydü.Akşam yemeği saatinin geç olması ve yemek bolluğu sebebiyle, Jimmy hariç kimse ekmek ve tereyağına dokunmaz ya da bir bardaktan fazla Souchong çayı içmezdi.Ve bunu çok iyi bilen zavallı Jimmy açlığını gizlemeye, bir yandan da gidermeye çalışırdı; şen şakrak ev sahibesiyle sohbete devam etmeye çalışır, dalgın bir havayla lokmaları ağzına atar, sanki açlıktan öldüğü için değil de sadece ayıp olmasın diye yiyormuş gibi yapardı.
Zavallı, zavallı Jimmy -Tanrı hepimizi korusun- zavallı Jimmy Rose!
Jimmy nazik davranışarından da vazgeçmemişti.Ne zaman masada kadınlar olsa, kesin güzel sözler duyarlardı; fakat Jimmy'nin yaşamının sonuna doğru, genç bayanlar onun iltifatlarının demode olduğunu, fötr şapka ve sade kıyafetleri çağrıştırdığını düşünmüştü.Çünkü Jimmy'nin hitabında hala bir tür askeri hava vardı; geçmiş başarılı günlerinde, diğer birçok şeyin yanında, devlet ordusunda bir generaldi.Bu ordunun generalliklerinde bir talihsizlik var gibi görünüyordu.Ah!Eskiden ordu generali olan, sonradan yoksullaşan birkaç beyefendi daha hatırlayabiliyorum.Bunun neden böyle olduğunu düşünmeye korkuyorum.Gayri askeri bir kalbi olan -yumuşak, nazik bir kalbi- bir adamın askeri eğitimi, zayıf ve beyhude bir gösteriş aşkının belirtisi midir?Ama büyük ihtimalle öyle değildir.Her halukârda, böyle olmayanları ahlak bakımından değerlendirmek kaba ve uygunsuzdur.
...
Yoksullara verecek paran olmasa da Jimmy, hâlâ zenginlere verecek sadakan vardı.Çünkü köşedeki ağacın altındaki dilenci ne kadar ekmek peşindeyse, kibirli bir kalp de bir o kadar iltifat peşindedir.Zenginler doymak bilmez tokluklarıyla, yoksullar da bitmek bilmez sefaletleriyle bizimledir.Sanırım Jimmy Rose böyle düşünüyordu.
...
Jimmy Rose öldü!
...Bütün acımasız geçmiş unutuldu, Tanrım Jimmy'nin güllerini sonsuza kadar yaşatsın!
...
Herman Melville
Jimmy Rose
Ne Denizsiz Ne Tütünsüz
Zeplin Kitap
Çeviri: Sibel Hacıoğlu
Bir Hudson Nehri Hikayesi, Herman Melville - Ne Denizsiz Ne Tütünsüz
...
- Burada kürek çekmek oldukça zor, amca.
- Zafer zorla kürek çekmeden kazanılmaz, genç adam -bizim şu an yaptığımız gibi, akıntıya karşı.Genel akıntıyla kayıtsızlığa sürüklenmek, insan doğasında var olan bir eğilimdir.
...
Aklı yıllar ve beyaz saçlar getirir, delikanlı.
...
"Delikanlı!" dedi amcam sonunda, başını kaldırarak.Ona dikkatlice baktım ve yüzündeki o korkunç görüntünün neredeyse kaybolduğunu görünce sevindim.
"Dekikanlı, yaşlı bir dünyada yaşlı bir adamın icat edeceği çok bir şey kalmadı."
Bir şey demedim.
"Delikanlı, sözümü dinle, hiçbir şey icat etmeye kalkma mutluluktan başka."
...
Başarısızlık için Tanrı'ya şükürler olsun!
Bir Hudson Nehri Hikâyesi
Ne Denizsiz Ne Tütünsüz
Zeplin Kitap
Çeviri: Sibel Hacıoğlu
19 Ekim 2021 Salı
12 Ekim 2021 Salı
Pierre ya da Belirsizlikler - Herman Melville
...
Lucy, Pierre'in babasının eski ve çok sevdiği bir arkadaşının kızıydı.Ancak babası ölmüştü ve tek çocuk olan Lucy annesiyle kentte güzel bir evde oturuyordu.Kentte oturmasına karşın Lucy'nin kalbi yılda iki kez kırların özlemiyle çarpardı.Kenti, kentin boş, katı, resmi yaşamını hiç sevmezdi.Bir liman kentinde, tuğla ve harç yığınları ortasında doğmasına karşın, gönlünün pişmemiş topraklarda, denizden uzak çayırlarda olması, gariptir ama onun doğal melekliğini en güzel anlatan yönüydü.İşte tatlı ketenkuşu da böyledir; deniz kıyısında, bir hanımın odasındaki tel kafeste doğduğu ve başka yerlerde hayat nasıldır hiç bilmediği halde, bahar gelince belirsiz bir sabırsızlığa kapılır, çırpınır durur; delidolu bir özlemle yemekten içmekten kesilir.Ortada yaşamın ona deneyimle öğrettiği hiçbir şey yokken gene de bilir; denizden uzak yerlere göç mevsiminin geldiği içine doğmuştur.Lucy'nin yeşile duyduğu ilk özlem de böyleydi.Her bahar, yüreği şiddetli çarpıntılarla sarsılır; her bahar, bu tatlı ketenkuşu kız kırlara göçerdi.Ah, dua edelim de, çok sonraları hayatın bir yük haline geldiği günlerde, ruhunu derinden sarsan o tarifsiz çarpıntılar da, ona bu acılı dünyadan gökyüzüne yapacağı son göçü haber verebilsin.
...
Tüm geceyi lamba ışığında uyanık geçiren kişi için dünyanın en hüzünlü saati, gece ile gündüz arasındaki kurşun renkli o uzun saattir.Yorgun lamba da insan da, solgun ışıkta hastalıklı bir görünüş kazanır; şafaktan bir mutluluk beklemeyen insan, şafağın bir tek göz tırmalayan bulutlarını görür, yalnızlık ve acı içinde sürüp giden gecesini sona erdirmek üzere olan aleni günü neredeyse lanetle karşılar.
...
Kadına, kocasına ya da onların çocukları olan genç kızlara bir şey sormamıştım daha o eve niçin getirildiğimi ya da ne kadar kalacağımı.Oradaydım işte; tıpkı kendimi dünyada bulduğum gibi, oradaydım.Niçin dünyaya getirildiğim sorusu, benim için niçin o eve getirildiğim sorusundan daha garip değildi.
...
Pierre ne ufak bir umut besliyor ne de hayale kapılıyordu.Tüm gençler gibi onun da romanlardan öğrendiği dersler vardı.Kendi yaşındaki birçok kişiden daha fazla roman okumuştu.Ancak romanlar hayatın sonsuza kadar hiçbir sisteme bağlanamayacak öğelerini sahte ve ters bir gayretle bir sisteme bağlıyor, küstah, beceriksiz müdahalelerle hayatın karmaşık ağının ipekten ince ipliklerini çözüp açmaya çalışıyordu; bu gibi şeylerin tümü Pierre'i etkileme gücünü yitirmişti artık.Romanların çaresiz zavallılığını iyice anlamıştı; kendi yaşamındaki bir tek çarpıcı gerçek, romanlardaki tüm kurmaca yalanları, sırtlarına iğne batırılmış böcekler gibi, oldukları yere çivilemişti.
...
"Senin soylu yüreğinin birçok odası var, Pierre; görüyorum ki, senimn gönlünün zenginliği bir tek zavallı İsabel ile sınırlı değil, kardeşim.Sen biz insanların, karamsar anlarımızda bazen varlığından kuşku duyduğumuz melek yönlerinin gözle görülen bir timsalisin.Senin davranışlarının kutsal kitabı, çok uzaklara erişiyor, kardeşim.Bütün insanlar senin gibi olsaydı insanlık yok olur, yerini bir melek ırkına bırakırdı."
...
- Dünya, ahiret, hepsi sorun!Çalışma odanıza çıkabilir miyiz?
...
Buradan geçip sonu gelmez acılara dalacaksın,
Buradan geçip ebediyen yitmiş insanlara katılacaksın.
...
Tüm umutları terk edin, ey bu kapıdan girenler!"
15 Temmuz 2021 Perşembe
Soyutlama İhtimalleri - Julio Cortazar & Melville
...eğer bir heriften hoşlanmazsam onu haritadan silmek için sadece buna karar vermem yetiyor ve o konuş babam konuşurken, ben Melville'e geçiyorum ve zavallıcık hâlâ onu dinlediğimi zannediyor
...
Julio Cortazar
Soyutlama İhtimalleri
Ayak İzlerinde Adımlar / Bütün Öyküleri 2
Can Yayınları
Çeviri: Süleyman Doğru
%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1.jpg)








%20-%20Herman%20Melville.jpg)
%20-%20Herman%20Melville.jpg)
%20-%20Herman%20Melville%20-2.jpg)







