5 Temmuz 2019 Cuma

şarkılar ve danslarla orman çocuğu mogli, the jungle book (1967) müzikleri, rudyard kipling


Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Tuhaf Albay Hathi'nin Marşı-







Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Başlar Dik Bir İki Üç Dört-







Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Sana Benzemek İsterdim-







Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Her Gün Su Taşırım-







Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Biz Dostuz-







Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Gereken Sadece Güven ve İnanmaktır-







Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Sus Dinle-







Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Gereken Sadece Güven ve İnanmaktır (Mogli)-







Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967)
-Gereken Sadece Güven ve İnanmaktır (Final)-


















Şarkılar ve Danslarla Orman Çocuğu Mogli
The Jungle Book (1967) Müzikleri
Rudyard Kipling


Not: Türkçe dublajlı CD'sini yıllar önce kaybedip, kaydına da internet ortamında hiçbir yerde ulaşamamıştım.

YouTube'da gezinirken rastladığım, Turan Furkan ( https://www.youtube.com/channel/UCdLONGQp9-kKgSwm6VBfjYg/videos ) listesi sayesinde, unutamadığım şarkılarla dolu bir karşılaşma oldu bu.

Bolca teşekkür ile...

nostalji matematik, ölçüler


"Dünyada bir garip yolcu gibi ol."




Kasabaya Gidiş Problemleri



"Allah razı olsun öğretmen, bak bunu öğrendiğimiz iyi oldu."




Ustayla maviliklere yelken açıyoruz.



Katılımcı öğrenci Yusuf'un sağlam adımları.


Ölçüler
Nostalji Matematik

4 Temmuz 2019 Perşembe

aşık veysel'de renkler, çiçekler ve tabiat, erdoğan alkan ile trt röportajından (1969)

Aşık Veysel'de Renkler
Trt Arşiv- Erdoğan Alkan Röportajı (1969)

- Şiirlerine baktığımız zaman sadece tasavvufun değil, tabiatın da en güzel, en güçlü bir biçimde bu şiirlerde anlatıldığını görüyoruz.Dağlarıyla, ovalarıyla, sularıyla, rüzgârlarıyla kıpır kıpır, canlı bir doğa var şiirlerinde.Renk dolu bu şiirler…ve kendi kendime hep düşünmüşümdür; Âşık, 7 yaşında gözlerini kaybettiğine göre, renkleri acaba nasıl canlandırır?Mesela sarı deyince, siyah deyince, kırmızı deyince, bizim anladığımız bir sarıyı, kırmızıyı, siyahı mı düşünür, “Yoksa ozanın kendi dünyasında tamamen kendisinin yarattığı renkler mi vardır?” diye hep düşünürüm Âşık.Bu konuda da beni aydınlatırsan, çok memnun olacağım.

- Evet…Tabii, gözlerimin açık olduğu zamanlardı, kömürü görmüştüm.Siyah diye onu tanıyorum.Fakat o gördüğüm gibi değil.Şimdi içerimde canlanan, kafamdaki canlanan, o siyahın insanların terbiyesiyle bir parlaklık meydana getirmiş.Siyah aslında ama onda bir ziya, parlayan bir ışık gibi bir şey var.

Kırmızıya gelince, kırmızıda; babam rahmetli bir kafa kağıdı diye, birisini getirdi okutuyordu.Kırmızıyı o kağıdın üzerinde gördüm.O rengi de yani “kan” rengine benzetiyorum.

- Yani, anladığıma göre renklerde de ışık var.

- Var.

- Bak Âşık, bizim gördüğümüz renklerde ışık eksik.Senin dünyada gerçekten renkler çok daha güzel, çok daha canlı bir biçimde yer almış.Peki eşyalar ve insanların şekilleri hakkında düşüncelerin var mı?Eşyaya ve insana, kendi dünyanda bir şekil veriyor musun?

- Veremiyorum.Sebebi ise, Âşık Hüseyin şöyle demiş: “İnsan kısım kısım/Yer damar damar”
İnsanların hepsi bir renkte, bir ölçüde değil ki ona göre bir karara varayım.Onun için varamıyorum.


Aşık Veysel'de Tabiat
Trt Arşiv - Erdoğan Alkan Röportajı (1969)

- Geçirdiğin bir iki ağır hastalığın etkisiyle olacak, çocuğundan öğrendiğime göre mezarınla ilgili vasiyete başlamışsın Âşık.Mesela demişsin, " Ben ölünce mezarımın üstüne katiyen taş koymasınlar, çimentodan herhangi bir şey yapmasınlar" Bu konuda da biraz açıklamada bulunur musun?Neden istemiyorsun taş konmasını?

- Evet...Eğer gözlerim olsa idi, ben toprağı göremeyecektim.Toprağın özelliklerini bilmeyecektim.Çiğneyip geçecektim toprağı.Şimdi, taş koymayın dediğimin sebebi şu: Ben öldükten sonra üzerimde otlar bitsin, çiçekler açsın.Taş kapatır, çimento kapatır, hiçkimse istifade edemez.Yalnız, benim toprağım da milletime hizmet etsin.Ordaki biten otlardan koyun yesin, et olsun; kuzu yesin, süt olsun; arı yesin, arı götürsün, bal olsun.Ben orda, taşın altında yatmakla bir istifadem yok.Düşüncem bu.Bunun için üstümü kapatmayın diye her an rica ediyorum çocuklarımdan.

kuş sesleri ovalara yayılır, modern folk üçlüsü

Kuş Sesleri Ovalara Yayılır - Modern Folk Üçlüsü
Trt Arşiv

Kuş sesleri ovalara yayılır
İnsan buna hayran olur, bayılır

Bal yapanlar çiçeklere konarlar
Kuzucuklar taze çimen ararlar

Yeşillenmiş ağaçlarda yapraklar
Mis kokuyor amber gibi topraklar


turhan selçuk çizgileriyle "ağalı dünya", aşık ihsani



Ağa'nın Adamlarının Vurduğu Ziynet'e Ağıt:

Bu kez gelişinde bir gece kaldı,
Ertesi gün bulamadık özünü.
Aynı gece birileri ağanın,
Çizgi çizgi kanatmıştı yüzünü.

Kimselerin olmadığı bir anda,
Vurmuşlardı ağbeysini ormanda,
Babasını sap taşırken harmanda,
Anasını döverkene dizini.

Ondan kalıyordu ablasıgilde,
Ablacığı onun gelindi ilde,
Okuyordu orda, her yıl tatilde,
Gelir köyde geçirirdi yazını.

Geç zamandı köye bir haber düştü,
Seğirtti muhtara Korucu Rüştü,
Çoban Ali, onu dağda görmüştü,
Kel Ağanın ederkene sözünü.

Kancık, daha dünkü çocuk, yaşı ne?
Tek başına çıkmış, dağda işi ne?
Kaptık silahları, düştük peşine,
Tepe, bayır sürekoduk izini.

Yolda Kel Ağanın adamı Hazım,
"Kuduzdur" o dedi, ölmesi lazım,
Bunun üzerine kuşkulu Kazım,
Çekti vurdu komşusunun kızını.

Yanaştık yanına, yerde yıkıktı,
Eti gömleğinden çıkık çıkıktı,
Önce baktı, baktı, dişini sıktı,
Arkasından açık kodu gözünü.

Çizim: Turhan Selçuk


Rüstem'in Anasına Yakarışı:

Anacığım be, akşam eve dönünce,
Neden hep ağlıyon, gülsen olma mı?
Köyde bana "piç" diyorlar, ne dimek,
Birinden öğrenip gelsen olma mı?

Bugün, Abuzit'in süslü Memed'i,
Gördüydüm, elinde ağ ekmek yedi,
Bir ısırık istediydim vermedi,
Versin deyi haber salsa olma mı?

Okula komadı bizi Kel Ağa,
Odunu yoğumuş, iletti dağa,
Taş kestiydi, basamıyom toprağa,
Ayağıma papuç alsan olma mı?

Tahsildar, tefeci, hükümet, kanun,
Dam, su, inek, eşek hepsi mi onun?
Öyle ise şu dünyada ağanın,
Olmadığı bir yer bulsan, olma mı?

Çizim: Turhan Selçuk

Rüstem'in, Hapisten Çıktıktan Sonra Köylüleriyle Dertleşip Söyleşisi:

Aldı Rüstem:

Bana şu ağanın yerini bulun,
Binmesin bir daha sırtına kulun,
Mapusun, sakatın, öksüzün, dulun,
Hesabını soracağım ona ben.

Aldı Anası Nazlı:

Biz biri bulmayız, o harcar bini,
Nesini söyleyim, der, sini sini,
Kelağa yamandır koru kendini,
Kurbanlar olayım oğul, sana ben.

Aldı Rüstem:

Memleketi şeyhle ağa bürüdü,
Ödün alabildiğine yürüdü,
Fakir fıkaranın canı çürüdü,
Daha fazla dayanamam, buna ben.

Aldı Komşuları Mum Zeliha:

Hainin biri o, gösterme aman,
Vur, nerde görürsen yıkılsın hemen,
Bir canım var, gerekirse her zaman,
Vermeye hazırım, senden yana ben.

Aldı Diğer Komşuları Kul Emine:

İnsan idim kula değişti adım,
Gün geçmez bozulur, ağzımda tadım,
Ezildim, eridim, bittim kalmadım,
Kâfirin işinde günden güne ben.

Aldı Rüstem:

Madem ki rahat yok, sakata, sağa,
Öyle ise, durduğumuz ne çağa?
Haydin arkadaşlar kahrolsun ağa,
Yürüyelim, geçiyorum, öne ben.



Bizim köyün Kel Ağası bir sabah,
Çökmeye başladı, çöktü ha çöktü,
Boğazından aldığını burnundan,
Dökmeye başladı, döktü ha döktü.

Vermezken yoksula izbeyi, ini,
Bir yerin dibinde buldu kendini,
Topraksız yaşayan sular bendini,
Yıkmaya başladı, yıktı ha yıktı.

Gayri, ne bir zulüm, ne bir kolay kâr,
Hiçbiri kalmadı, ağaya bunlar,
Köyümüze ılık ılık kanunlar,
Akmaya başladı, aktı ha aktı.

Abdullah, onardı kırık dişini,
Kutnu ile sarmaladı döşünü,
Hardalların Rıza eğik başını,
Dikmeye başladı, dikti ha dikti.

Murtaza mapustan, Kevser dulluktan,
Mehmet ömrü boyu kula kulluktan,
Danalar, sıpalar boyunduruktan,
Çıkmaya başladı, çıktı ha çıktı.

Eğri Yusuf, Kırık Osman, Çil Mine,
Topalın Zeliha, Gülbahar Nine,
Herkes kendi emeğini kendine
Çekmeye başladı, çekti ha çekti.


Ağalı Dünya
Aşık İhsani
Çizimler: Turhan Selçuk

kabuklar, georges didi-huberman


Birkenau'nun huş ağaçları, Auschwitz kampı idarecilerinin, bilindiği gibi, özellikle Avrupa'daki Yahudi halklarının imhasına tahsis etmek istediği yer, ismini bu ağaçlardan alır -birken "huş ağaçları", birkenwald "huş ormanı" demektir.Birkenau kelimesinin sonundaki au eki, huş ağaçlarının yetiştiği çayırı belirtir, dolayısıyla bu bir yer adıdır.Ama bunlar hakkında konuşurken arkadaşımın fark etmemi sağladığı gibi, bu -zaten- acının kendisini de ifade eden bir kelimedir.Almancada au! ünlemi, Fransızcadaki aie! veya İspanyolcadaki ay1 gibi, ıstırabın en dolaysız ifadesidir.Saplantılarımızla beceriksizce kuşatılan kelimelerin derin ve çoğunlukla korkunç müziği.Lehçede buraya Brzezinka derler.
...
Huşlar çorak, ıssız veya silisli topraklara özgü ağaçlardır..Onlara "öncü fideler" denir, çünkü yabani bir fundalık ormana dönüşmeye başladığında ilk yetişen ağaçlar genellikle onlardır.
...

---

Bunu anlatmak dahi yüreğimi sıkıştırıyor.Bu demek oluyor ki, bir "barbarlık yeri" (kamp) olarak Auschwitz, arkadaki dikenli telleri 1940'lı yıllarda yerleştirdi, öndekiler ise bir "kültür yeri" (müze) olarak Auschwitz tarafından çok daha yakın bir zamanda koyuldu.Hangi sebeple?Ziyaretçi akınını yönlendirmek amacıyla dikenli telleri "yöresel bir renk" olarak kullanmak için mi?
...

---

...Ama Birkenau'da ufuk nedir ki?Tüm umutları kırmak için tasarlanmış bu yerde ufuk nedir?Ufuk, öncelikle gözetleme kulesinin hakim olduğu, bu ıssız -bugün ıssız olan, ama bir zamanlar dehşete düşürülmüş bir halkın sesiyle uğuldayan- toprak parçalarıdır.Ayrıca, ormandaki ağaçların tepelerinin oluşturduğu çzigidir.O halde insan, bakışlarını kampın elektrikli tel örgülerinin ötesine, olabildiğince uzağa yöneltmeye çalışmalıdır: Oraya, Fransızcada dendiği gibi, tabiatın "haklarını geri aldığı" ve bu kampta böyle etkin biçimde inkar edilen insan haklarının belki de hala bulunduğu yere.Ama burada ufuk, her şeyden önce, insan boyu yüksekliğinde, nerede durulursa durulsun yaşam kadar görüşü de hapseden, yaklaşık yirmi sıra dikenli telin yatay çizgileridir.

Bütün mekan dikenli tellerle karalanmış, çentiklenmiş, yarılmış, çizilmiş, tırmalanmış.Diken diken yatay çizgiler, görüş alanını karelere bölen optik bir alette olduğu gibi yön bulmak için değil, her şeyden el çekmek için koyulmuş.Demek ki bu, her türlü yönelmenin ve yönünü şaşırmanın ötesinde bir ufuk.Uzaklara doğru açılacakken amansız dikenli tellere çarptığımız yalancı bir ufuk.Teoride hukuki bir mekan olan ve sınırları opak duvarlarla çekilen bir hapishanenin aksine, görünüşte dışarıya "açık" olan Birkenau kampı, hukuku inkar ettiği ölçüde dışarıya kapalı.
...



---

...Fotoğrafların bazılarında, arka planda elektrikli tellerin direkleri görülüyor.Ama ağaçların gövdeleri zaten dev bir hapishanenin parmaklıkları veya daha ziyade, kuşatıcı bir ağın ilmekleri gibi.

---

...Aktarmak için basitleştirmek mi gerekir?Eğitmek için güzelleştirmek mi gerekir?Soruyu şöyle daha da radikalleştirebiliriz: Hakikati söylemek için yalan söylemek mi gerekir?Peki bu sorulara olumlu cevap vermeyi kim üstlenebilir?

---

...Bir kelimenin, maddiliğiyle ilişkilendirdiğimizde alabileceği korkunç manadan korkmadan, gaz odasının bir Sonderkommando üyesi için neredeyse gündelik bir "işyeri", tanıklık işinin cehennemvari yeri olduğunu söylememiz gerekir.

---

...Gördüklerimizden şüphe edebilmek için, hala görmeyi, her şeye rağmen görmeyi bilmemiz gerekir.Yıkıma rağmen, her şeyin silinmesine rağmen.Bir arkeolog gözüyle bakmayı bilmemiz gerekir.Ve işte böyle bir bakış, böyle bir sorgulama sayesinde, şeyler saklı mekanlarından ve mazilerinden bize bakmaya başlar.

---

...Zemin, sağ kaldığı sürece bizimle konuşur ve tarafsız, manasız, önemsiz görüldüğü sürece sağ kalır.Tam da bu nedenle dikkatimizi hak eder.O, tarihin kabuğu gibidir.



...

Etimologlar Fransızcadaki ecorce (kabuk) kelimesinin " deri örtüsü" anlamına gelen Latince scortea'nın ortaçağdaki haline dayandığını söyler.Sanki bir imgenin, eğer bir kabuk gibi düşünülürse, hem bir örtü -bir takı, bir peçe- hem de bir deri, yani yaşam bahşedilmiş, acıya tepki veren ve ölüme mahkum bir yüzey olduğunu aşikar kılmak için.Klasik Latince önemli bir ayrım yapar: Bir değil iki kabuk vardır.Öncelikle üstderi veya cortex vardır.Bu, ağacın dışarıyla doğrudan temas halindeki kısmıdır; ilk olarak kesilen, soyulan (decortiquer) odur.Bu kelimenin -Sanskritteki krtih ve krttih kelimelerinde bulunan Hint-Avrupa kökeni, hem deri hem de onu yaralayan veya kaldıran bıçak anlamına gelir.Bu bağlamda, ecorce gövdenin dokunulmaya, çizilmeye, kesilmeye ayrılmaya en açık olan,  mukaddem kısmıdır.

...

Georges Didi-Huberman
Kabuklar
Lemis Yayın
Fransızcadan Çeviren: Elif Karakaya

aşık zamani'de aşık veysel eleştirisi & "veysel" şiiri

Prof. Dr. Salahaddin Bekki'nin "Âşık Şiirinin Siyasallaşması Üzerine Bir Deneme"sinde (1960–1980), Âşık Zamanî özelinde Âşık Veysel'e yöneltilen eleştiriler ve Zamanî'nin Veysel için yazdığı şiirin geçtiği ilgili bölüm:

Deneme'nin tamamına aşağıdaki adresten ulaşılabilir:


Çok dokundu mızrap ile tellere
Bozuk perdeleri görmedi Veysel
Ağıt yaktı bülbül ile güllere
Dikene elini sürmedi Veysel

Ağlayıp sızladı derdini döktü
Vurdular başına boynunu büktü
Çobandı ağanın koyununu güttü
Ver benim hakkımı demedi Veysel

Balta sapı için çattı hırsıza
Dur demedi sömürücü arsıza
Vatandaş muhtaçken ekmeğe tuza
Bunun nedenini sormadı Veysel

Der Zamanî Veysel büyük ozandı
Halkın değil kendi kendin yazandı
Sözü hançer iken kaçıp saklandı
Zalimin başına vurmadı Veysel 

Âşık Zamanî

Öztelli, Cahit (1974), “Âşık Veysel Gerçeği”, Bütün Yönleriyle Âşık Veysel
Yaşamı Sanatı Şiirleri, (Yay., Hzl., Gülağ Öz), Ayyıldız Yayınları, Ankara, 1994, s. 41-
44.

---
Âşık Zamanî'nin, kendisiyle yapılan bir röportajda konuya dair söyledikleri: 

- Sizin Âşık Veysel’e yönelik eleştirilerinizin kaynağı nedir?

- Beni entelektüel çevre ile Âşık Veysel’i eleştirmemden dolayı, gençler de Yılmaz Yılmaz’dan dolayı tanıdı. Henüz Yılmaz Yılmaz plağım çıkmadan Âşık Veysel öldü. Bütün sağcı ozanlar Gülhane Parkı’nda Âşık Veysel’in dikileceği heykeli için davet edilmişti. Solcu ozanlardan kimseyi çağırmadılar. O zamanlar Yeni Ortam gazetesi çıkıyordu. Öğrenci iken birlikte kaldığım Süleyman Yağız bu gazetede muhabirlik yapıyordu. Süleyman sonradan “neden törene gelmedin?” diye sorduğunda “Kimse davet etmedi ki geleyim. Hem gelseydim orada dayak yiyecektim” dedim. “Neden’ dediğinde, Âşık Veysel’i eleştirdiğimi söylemiş ve şu şiirimi okumuştum.

Çok dokundu mızrap ile tellere
Bozuk perdeleri görmedi Veysel
Ağıt yaktı bülbül ile güllere
Dikene elini sürmedi Veysel

Ağlayıp sızladı derdini döktü
Vurdular başına boynunu büktü
Çobandı ağanın koyununu güttü
Ver benim hakkımı demedi Veysel

Balta sapı için çattı hırsıza
Dur demedi sömürücü arsıza
Vatandaş muhtaçken ekmeğe tuza
Bunun nedenini sormadı Veysel

Der Zamanî Veysel büyük ozandı
Halkın değil kendi kendin yazandı
Sözü hançer iken kaçıp saklandı
Zalimin başına vurmadı Veysel 

Bu şiirim Yeni Ortam gazetesinde yayınlanınca ortalık bir birine girdi. En son Halk Bilimi dergisini çıkaran Cahit Öztelli bu şiiri dergisine kapak yaparak “Benim Zamanî’den hariç söyleyecek bir sözüm yoktur Veysel hakkında” dedi. Yine Asım Bezirci kendi kitabının kapağına koymuştu. Mehmet Bayrak bu şiiri kitaplarında yazdı. Dediğim gibi entelektüel çevre Âşık Veysel’i eleştirmemle, gençler de Yılmaz Yılmaz ile tanıdı beni.

3 Temmuz 2019 Çarşamba

ardıç ağacının altında, selçuk altun



Ardıç:
Servigiller familyasından "Juniperus" cinsi, iğne yapraklı bir ağaçtır.Üremesi için bir başka türe bağlıdır.Örneğin, yere dökülen tohumlarını bir ardıçkuşu yemedikçe çimlenmesi gerçekleşmez.Kuşun sindirim sisteminde açılan tohum kabukları dışkıyla birlikte toprağa karışınca çimlenme süreci başlar.

Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür.Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklerde koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır.

---

...Kuzenimin İstanbul'a geldiğini duyunca içim bir an hafifler gibi olmuştu.Elli yaşına geldiği halde çizgi film izler, otuz yıl öncesinin giysileriyle dolaşırdı.Onu Samuel Beckett'in bir oyunundan hayata firar etmiş karakterlere benzetirdim.
---
Adıyaman'ın Samsat'ında doğmuştum, kendimden başka Samsatlıya 60 yıldır rastlamadım.
---
Sınıfta bir de anket defteri modası vardı, ilkel bulurdum ama katılacaksam aykırı yanıtlarım hazırdı."Hangi hayvanın yerinde olmak isterdiniz?" için "Vejeteryan kartal" ve "İdealinizdeki meslek"e "Louvre Müzesi'nde bekçilik" der geçerdim.
---
Elias Canetti'nin aforizma kitaplarını okumaya başladığımda onun 1981 Nobelisti ve Edirne kökenli bir Musevi olduğunu bilmiyordum; ben onu Mehmet Halis Hoca'ya benzediği, hatta daha çirkin olduğu için seçmiştim."Yılları olmayan bir dünya", "Öleni kendine düşman etmeye başardı", "Övgüden tiksiniyor ama can kulağıyla dinliyor." şiddetindeki dizelerin sahibini merak edip onun yaşamöyküsünü irdeledim: Kendinden sekiz yaş büyük, yazar karısının da oluruyla gözüne kestirdiği tüm kadınları elde eden Canetti bir cüceden biraz uzundu, çirkin bir yüzü ve bedenine neredeyse iki numara büyük bir kafası vardı.Kimselerin sempatik bulmadığı o aksi bücürün metresleri arasında yazar ve filozof Iris Murdoch, önemli empresyonist ressam Marie-Louise von Motesiczky ve yetkin romancı Friedl Benedikt eksik değildir.O birikimli kadınlar herhalde Canetti'nin bilge duruşuna kapılmışlardı.Bilgelik ile estetlik arasında ben daima ikincisini yeğlerim.Konuyu Canetti'den bir aforizmayla noktalayacağım Ardıç Ağacı: "Bir kitap olabilmek isterdim, tutkuyla okunan bir kitap."
---


- Yirmi beş yıl önce çekilmişti bu fotoğraf.Çulsuz bir akademisyendim.Jade biyoloji bölümünde mastır yapıyordu.

- Alımlı bir kızmış, huzur içinde yatsın.

- Akıllı ve alçakgönüllüydü.Onu unutamıyorum.

- Yirmi yıllık evliyim.Üniversiteye giden oğlum var.Görülmemiş bir başarıya ulaştık, üçümüz de birbirimizden  nefret ediyoruz.

- Bu söylediklerin şaka olmalı.

- Karım demek zorunda olduğum kadını da Vinci'nin "Ginevra de Benci"sine benzetip, peşine düşmüştüm.Ona asansörde rastladığım güne lanet ediyorum.Onun yüzünden da Vinci'den nefret eder oldum.

- Aman Tanrım, bir insanın çocuğundan nefret etmesini tahayyül edemiyorum.

-Bir anne çocuğunu benimsemeyip, babasından nefret etmiş bir baba oğluna yaklaşmayı beceremeyince bu trajedi yaşanabiliyor.

---
Blaise Pascal dört yüz yıl önce, "Ölüm, sefalet ve belirsizliğe çözüm bulamayan insanoğlu, mutluluğu uğruna onları düşünmemeyi yeğler" buyurmuş Ardıç Ağacı.
---
Zihni çizgi film izleyip, çizgi roman okuyan güya elli yaşında bir çocuk.Çarpma cetvelini altılara kadar bilir, ona Zorro diye seslenirsem hala sevinir.İyi bir avcı ve okey oyuncusu olduğunu duyunca şaşırmıştım.Dedemin son günlerinde ona iyi bakmış, şimdi benim üstüme titriyor.Bir haftadır koluma girip beni huzuruna çıkarıyor, annesinin zorla verdiği pikeyi üstüme örtüyor ve içine konyak doldurduğum dedemin matarasını elime tutuşturup bahçenin bir ucundan beni gözetliyor.Geçen gün ağladığını görünce yanına çağırıp, "Oğlum ben daha ölmedim, neden ağlıyorsun?" diye çıkıştım."Abi ölmediğini görüyorum da yaşadığını göremiyorum," derken sesinde saf bir adamın üzüntüsü yoktu.Annesi her fırsatta yayla çorbası kaynatıp, öne arkaya sallanarak Kuran okuyup iyileşeceğimi sanıyor Ardıç Ağacı.
---
Ancak bir yara kendi sesiyle konuşur.
Antonio Porchia
---
University of Southern California'ya kabul edilince babam bana, Italo Calvino'dan "Ağaca Tüneyen Baron"un İngilizcesini hediye etmişti.1959'da yazarı tarafından bir arkadaşına imzalanan kitaptaki elyazısının çirkinliği yüzünden Calvino'yu ayıpladığımı anımsıyorum.Metaforik öyküye göre 18. yüzyıl İtalya'sında nobran bir baronun oğlu olan 12 yaşındaki Cosimo, babasıyla tartışınca bir ağaca çıkar ve aşağı inmez.Bu kitapla Erkan Sipahi bana bir mesaj yolluyorsa avucunu yalardı.Üniversitede sinema ve sanat tarihi okuyacağımı duyan annem olacak kadının, "Akademisyen mi olmak istiyorsun?" sorusuna yanıtım vecizdi: "Sana ne!"
---
Araca binerken Joe'nun cenaze töreninde yaptığım konuşmanın kapanış dizeleri geç de olsa aklıma geldi:

"Birkaç saniye yakar yok eder bizi / iki surat kalır, iki maske ki üstüne gülücükler kazınmış"
---

*Mükemmel olan nefes almaz.

*Gerçeği söyleyen pek bir şey söylemiyordur.

*Sessizliğimde bir tek sesim eksik.

*Cennete giderim ama cehennemimi de götürürüm.

*Bulutlarda gezmiyorsam kaybolmuşumdur.

Antonio Porchia

---
"Tek kurtuluş: Bir başkasının yaşamı." Elias Canetti
---
"Bir keçi inadıyla diren Kamburum." Kambur - Necati Tosuner
---
"Günahı terk etmek, tövbe etmekten daha kolay bir ameldir." Hz. Ali
---
Hayat biriktirdiklerimizden ibaretse, koleksiyonumdaki son eksik parçayı da tamamlamıştım.


Selçuk Altun
Ardıç Ağacının Altında
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları