şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2025 Salı

Barba ile Rabarba - Arslan Sayman - Resimleyen: Deniz Üçbaşaran







Bir Dostluk Şarkısı




Badem Ağacının Sincapla Şakalaşması

Rüzgarın Otlara Söylediği Ninni


Barba ile Rabarba -Arslan Sayman
Resimleyen: Deniz Üçbaşaran
Yapı Kredi Yayınları

Erzurumlu Emrah - Nur-ı Hakikat

Nûr-ı ilâhidir nûr-ı hakikat
O nûrdan hakikat nûr olur peydâ
"Nûrun âlâ nûrdur" o nûrun nûru
O nûrun nûrundan nâr olur peydâ

Erzurumlu Emrah

15 Aralık 2025 Pazartesi

Sınırda Tahterevalli - Mehmet İşten

Mehmet İşten
Sınırda Tahterevalli
Şiir
OKB Yayınları

"herkesin yokuşu farklı
kuşunki rüzgâr"

Selamün Aleyküm Kör Kadı - Remzi Gürkan Kitabı , Derleyen: Mehmet İşten


Mehmet İşten'den...
...
Bu ülke söz konusu olduğunda "heba" vaka-i adiyedendir.
...
"Tanıdığım en güzel insanlar yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır...Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doldururlar...Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar..." diyor Elisabeth Kübler-Ross.Bu pasaj bana hep Remzi'yi anlatıyor gibi gelir.O da kendini ilmek ilmek örmüş, oluşturmuş bir insandı.Başka türlü kuşak olarak yetiştiğimiz koşulların içinden bu kadar nezaket sahibi olmak; hayvana insana, yabancıya garip gurebaya, suçluya suçsuza, eşcinsele ötekiye, Türk'e Kürt'e Çingene'ye, mahkuma kaçağa sahici bir empati ve sevecenlikle yaklaşmak nasıl mümkün olsun?!..
...
"Gramer çıktı, söz bozuldu" derdi.Dille ilgili çoğu tezini zaten paylaşıyorduk ve benim de ufkumu her zaman açtı.Mesela okuma-yazma öğrenmemiş birinin anlatım bozukluğu yapmayacağını söylediğinde gülümsemiştim ama zamanla bunun doğru olduğuna ikna oldum.Anlatım bozukluğu yapmak için eksik gedik bir eğitimden geçmek gerekirdi gerçekten.

...

...

Saltıkov'un meşhur bir hikâyesi vardır: Gazeteciye 'utanmaz adam, hep yalan yazdın, zengin oldun, biraz da doğruları yazsana' demişler.Gazeteci kendine söylenenlere hak vererek bu kez de doğruları yazmış ama bu kez daha çok zengin olmuş: Abes çarkı budur işte.

...

İnsan tanrıdan ateşi çalmış şimdi bütün dünyayı ateşe vermektedir, Babil Kulesi tamamlanmak üzeredir bir kez daha.Bütün doğa makinaya dönüştürülecek, yeryüzü asfaltla kaplanacaktır.

...

Balıktan değil balık resminden konuşuluyor, karıncaya değil Süleyman'a kulak veriliyor.Ölümün tam karşıtı hayat değil aşktır, ki o bile artık doğmuyor yapılıyor.

...

Aşk tanrısı Eros bir don markası.Pazara çıkmadık hiçbir şey kalmayacak, satamazsan yaşayamazsın, binlerce insan işsiz kalır, milyarlarca dolar batar."Devrime sen de katıl" bir bira markasının reklamı.Heyecanı sinema koltuklarında, lezzeti fastfoodlarda arıyor, Bodrum'da aşk yaparken basılıyoruz.Promete çakmak reklamlarına çıkıyor, her şeyin bir fiyatı var: onun bir plastik kokusu.Bu koku dünyanın kokusu haline getiriliyor.Dünya evrenselleştiriliyor, farklı kalabilense bir turistik ilgi malzemesi.

...

Yerliliği yazıda değil sözde, dünyanın evrenselleştirilmesinde arıza ortaya çıkaran ve bu medeniyet dairesinin dışında kalan her şeyde aramak gerekir.Devletsiz toplulukların bugünkü izlerinin yuvalandıkları hücrelerde.Telli turnaların hala 'keşif edilmemiş' bataklıklarında.Boş tabutu taşımak, dolu tabutu taşımaktan daha ağır gelir insana, çünkü dolu bir tabutu taşımanın bir anlamı vardır.Tahakkümün grameriyle ögürlük türküleri söylemenin boş tabut taşımaktan bir farkı yoktur.Şayet tapılmazsa; ihtiyaç tanırısı olsun, üretim ve emek putu olsun bir hiçtir.Sağlam bir balta yeter.Pavase'nin 'söz bitti, eylem' sözü ünlüdür.Bu söz, aktivizmi bir yaşam biçimi haline getirenler tarafından neredeyse bir temel ilke haline getirilmiştir.Pavase'nin günlüğüne "söz bitti, eylem" yazdıktan sonra intihar ettiği gözardı edilir nedense.Gerçekten de eylemi sözün yanına değil de karşısına koymak ölümü çağırmaktan başka bir şey olmasa gerek; eylemi sözün karşısına koyanlara göre mavi göğün altında söylenebilecek bir şey kalmamıştır; söylenebilecek her şey söylenmiştir.Eğer söylenebilecek her şey söylenmişse yaşanabilecek her şey de yaşanmış demektir.Tarihin sonunu ilan edenler gerçekte sözün bittiğini ileri sürüyorlar.Sözün bittiği yer artık aklın taşlaştığı yer olsa geerek.Misal Irak'ta, Afganistan'da, ister intihar eylemleriyle olsun, ister tonlarca bomba atan uçaklar eliyle; söz bitirilmiş; tanrı kıyamete zorlanmaktadır.


...

Yazı evlilik, söz aşksa eğer, zorla yapılan evliliğe bakmamalıyız: Aşk evliliği öldürür.Yazı yasanın; söz başıbozuklarındır: Söz namustur.Hayatı taş yontucusu gibi ele alıp ölümsüzlük peşinde dolaşanlara inat, ne diyordu Füruğ:

"Uçuşu hatırla
Kuş ölümlüdür"

Elhak bizim de son sözümüz şudur:
Söz uçar, yazı uçamaz.

...

(Söz Uçar, Yazı Uçamaz)

---

...

- Kötülük yapma imkânı olmayanlar ya da kötülük yapma imkânı bulamayanlar, yani çocuklar, deliler, esirler...ne masumdurlar ne de masum değildirler.ancak kötülük yapabilecek durumda olabilenler masum olabilirler.

- anladım.peki nasıl masum olabilir bir insan?

- önce bilinç olarak kendinin efendisi olacak.

- sonra?

- eyleyecek.kötülüğe karşı tutum alacak.kötülük karşısında hiçbir şey yapmamak onunla ortaklaşmak demektir.

...

(Masumiyet)

---

...

Entegrasyonda asimilasyondan farklı olarak "dilde, dinde, kültürde her türlü farklılık zenginliğimizdir" temasının yer aldığı yanılsaması üretiliyor.Fakat bu tabii ki külliyen bir yalan.Nasıl ulus devlet insan tekini Prokrustes''in demirden yatağına yatırıp ondan muteber makbul vatandaş elde etmeye çalışıyorduysa küresel düzen de aynısını entegrasyonla yapıyor.

...

Aslında diyor Özgür bizim mücadele ettiğimiz yabancı otlar, yabancı ot değil tarla haline getirdiğimiz yerlerin öz bitkisidir.Bizim yetiştirmek istediğimiz kültür bitkileri yabancıdır.Yabancı ot olarak görülmesi, zararlı bitki olarak değerlendirilmesi ve köklerinin kazınması için mücadele edilmesinin sebebi bu otların hayvan yemi olarak kullanılamaması, herhangi bir işe yaramaması, kısaca bir 'ekonomik' değeri olmayışıdır.

...

(Yabancı Ot Atlası)

---

...

kamburun biri bir gece vakti hamama gider.göbektaşında yatarken vakit ilerler,gece yarısı olur,derken cinler çıkar ortaya ve bizim kamburun çevresini kuşatıp başlarlar 'çarşambadır çarşamba' diye dönmeye.kambur bakar ki kurtuluş yok, cinlere uyar,onlarla birlikte 'çarşambadır çarşamba' diye dönmeye başlar.cinler kamburu beğenirler, sırtından kamburunu alıp vücudunu düzeltirler.adam ertesi gün başka bir kambur arkadaşına rastlar ve kamburunun nasıl düzeldiğini anlatır.kambur gece olur olmaz hemen hamama koşar, vakit gece yarısı olunca cinler gene çıkar ortaya ve gene 'çarşambadır çarşamba' diye dönmeye başlarlar.kambur da onlarla birlikte dönmeye başlamış ama günlerden perşembe olduğu için 'perşembedir perşembe' dermiş hep. cinler bakmışlar olacak gibi değil,öbür adamın kamburunu da bizimkinin sırtına yükleyip kapı dışarı ederler.
 
işte Türkiye'de gazeteciliğin 150 yıllık tarihi özetle budur.emil galip sandalcı'nın söylediği gibi "Türkiye'de en belalı iş gerçeği aramak,en pahalı nesne gerçeği dile getirmektir,bu yüzden de bizde gerçekler ortalıkta 'tebdili kıyafet dolaşırlar,usta makyajlı sahne oyuncuları gibi aynada kendi kendilerini bile tanıyamazlar"maalesef tabakhanede çalışan işçilerin ufunetin kokusunu hissetmemeleri durumu değiştirmez,ufunet kokar ve işte kokuyor...
 
ne akara kokara bakma,torbaya gelene bak faydacılığı ne de devekuşu misali başı kuma sokarak korunma çabaları bir işe yaramıştır.bu abes çarkını durdurabilmenin yegane yolu, yoldan çıkmaktır.hiç gidilmeyen yere yol yoktur.

ufuk çizgisine bakacağız.

(Abes Çarkını Durdurmak)

---

...

Neyzen Tevfik'i bir arkadaşı sinemaya götürmüş, izledikleri ‘yerli film’den sonra arkadaşı Neyzen'e filmle ilgili fikrini sormuş; iyi miydi,kötü müydü, beğendin mi beğenmedin mi diye.

Neyzen, "esas oğlan esas kızı önce kurtardı, sonra tuttu kendisi becerdi" diye cevaplamış arkadaşını.

Bu ülkede çekilen ilk film 14 kasım 1914de Fuat Uzkınay’ın çektiği film olarak görülür,nereden baksan 100 yıla yakın bir sinema tarihimiz var ama tüm zamanların ratingi en yüksek filmi Neyzen''in de izlediği zaman zaman oyuncuları ve kurgusu değişebilen ancak konusu hiç değişmeyen bu film olmuştur ve mealen Neyzen'in deyişiyle aynı hamam aynı tas ve fakat bir varsa kurna değişmiştir bu filmde.

...

Sarayların tarihiyle hapishanelerin tarihinin bir ve aynı tarih olduğunu, birinin olmasının ancak ötekisi de olunca mümkün olduğunu bile bile bu adalet illüzyonuna kendilerini bir umut diyerek kaptırırlar.

...

Proudhon "mülkiyet nedir?" sorusuna "hırsızlıktır" cevabını vermişti.Mülkiyeti ortadan kaldırırsan hırsızlık diye bir şey de kalmayacaktır.Aynı mantıkla yasa nedir sorusunun cevabı da adaletin çalınmasıdır.Suçu da suçluyu da tahakküm üretir, tahakkümün nitelik ve özelliklerine göre suç tanımı da değişir.Tahakküm meşruiyetini suçla oluşturur.

Tahakküm kültürünün söz konusu olmadığı insan topluluklarında ne hapishane vardı,ne mahkeme.

Eğer tahakküm söz konusuysa herkes potansiyel suçludur.

“Bin yıl hapis yatsalar umurumda olmaz” diyenler ya da savcıdan önce iddianame yazan şakşakçılar fazla sevinmesinler diyeceğim, bugün yargıç karşısında sanıkların başına gelenler hamam aynı kaldığı sürece bir gün onların başına da gelebilir, ne de olsa bu hamamın namusundan sayılır.

...

Halikarnas Balıkçısı Mavi Sürgün kitabında istiklal mahkemelerinde yargılanışını şöyle anlatıyor:

“mahkeme katibi mi, birisi, bizim hikayeyi baştan aşağı okudu.Ben, üç lira ekmek parası kazanmak için bir yazı yazmıştım.Şimdi o yazı ile canıma okuyorlardı.Ben,mahkeme heyetinin penceresinden mavi göklere dalmıştım.Dışarıda bütün sevinçleri ve açıklıklariyle koca tabiat vardı”

Bu filmin bir parçası olmaktansa mavi göklere dalmak, bütün sevinçleri ve açıklıklarıyla koca tabiata bakmak; bu da bir seçenektir.

Bu filmde sen yoksan eksik kalacaklardır.

...

(Adalet)

---

...

-Anne bak, kral çıplak!

-Yavrum, mesele kralın çıplak olması değil; kral olması.

...

Egemen uygarlık bütün dünyayı "garp'lılaştırdıysa sen artık gurbettesin.C. Süreya'nın dediği gibi "gur­bet yavrum, garba düşmektir gurbet".

Gurbet zulmettir, güneşin battığı yerdir, endüstri uygarlığıdır.Gurbet yoldur; Bektaşîlikte Selçuklu yıldızı ile sembolize edilen yönlerin anlamlarında Batı'nın "yol" olarak gösterilmesi ilginç ol­sa gerek?

Vatan ve hürriyet sözcüklerini Türkçe'ye kazandıran N. Kemal İngiltere'de bir kütüphanede, kütüphane memurunun kayıt ya­parken sorduğu hangi millettensin sorusunu bir türlü yanıtlayamaz. Önce Osmanlı'yım diye yanıtlar. Ama o senin devletinin is­mi der kütüphane memuru; ben sana hangi millettensin diye so­ruyorum. N. Kemal düşünür, Müslüman'ım der. Kütüphane memuru yine itiraz edecektir: O senin dininin ismi. N. Kemal'in Türk'üm demek en son aklına gelir. Bunda fazla şaşılacak bir şey yok aslında: Batılılaşma akımının öncülerinden N. Kemal'in bir türlü "millet" kavramını anlayamaması içinde yetiştiği, büyüdü­ğü kültüre bu kavramın büsbütün uzak ve yabancı olmasından kaynaklanır.

...

Her şeyi bir yana bırakalım; gariplere ya­şama hakkını hatta ölme hakkını bile çok görüyorlar, öyle ki soluk alıp vermek için bile mumdan kayıklarla ateş denizin­den geçmeleri lâzım.Çok mu abarttık: Medyaya yansıdı; Ebu Garip cezaevinde intihar etmeye ip bile bulamıyorlar.Neredeyse bütün dünyanın "yaban eller' e dönüştüğü yerde garibin durumu ünlü meseldeki topal kuşları andırmakta sanki: "bir bilge yolda iki ayrı cins kuşa rastlar, nasıl olmuş da bu iki ayrı cins kuş birbir­lerini kendi türlerine yeğlemiştir.Biri ley­lek, biri karga; neden kendi türleriyle de­ğil de birbirleriyle uçmayı yeğler?Sonun­da iş anlaşılır: her iki kuş da topaldır." Garipler de hangi ırktan, sınıftan, kültür­den olursa olsun, makinanın sakatladığı insanlar değil mi?

Eğer devrim, bir topluluğun özgür yaşa­mın maddi imkanlarını ele geçirmesiyse; bunun öznesi içimizde saklı kalan özgür­lük kıvılcımlarıdır.Gariplerin metropol­lerde yaktığı ateş ise bir nevi medeniyetin idrar tahlilidir. Bu ateş dünyanın bütün tahakküm ve kölelik üreten bayraklarını içine aldığı zaman, işte asıl o zaman ada­let tecelli edecektir.

...

(Topal Kuşlar)

---

...

ABD'de küreselleşme karşıtlarının fişlendiği haberleri geliyor.Medyada FBI'ın 'sermayeye karşı karnaval'ı -Londra'dan Quebec'e kadar uzanan uluslararası protesto günlerinde birçok kitle hareketine verilen ad- aranan terörist gruplar listesine eklendiği yazılıyor.Ggerçeği söylemek gerek, her ne kadar tabakhanede çalışanlar ufunetin kokusunu duymasalar da.Eskiden yamyam, ilkel, vahşi, vandal gibi kavramlar ne işe yarıyorduysa şimdi de terör lafı aynı işi görüyor.

Şimdi, şu durumda 'hem teröre hem savaşa karşıyım' demenin hem kasaba hem koyuna karşıyım demekten farkı nedir?Enkaz-ı beşer lafları bunlar.

...

(Edep Yahu)

---

...

Sözgelimi, bu topraklarda misafirperverlik önce konukseverliğe sonra da turistperestliğe nasıl dönüştü? Seyyah, nasıl gezgin, gezgin nasıl turist oldu? Ne oldu? Nasıl oldu? Şimdi neler oluyor?

...

Konu çok yönlü, çok boyutlu… Hep söylenir: Etrafa hangi pencereden bakıyorsan, göreceklerin o pencerenin izin verdiği ölçüde olur. Hangi kuyunun dibinden bakıyorsan gökyüzünü o kuyunun ağzı kadar görebilirsin. Galiba dışarıya çıkmak gerekiyor. ( Günaydın.) Göz açıldığı zaman filin tarifi değişecek. Sorun değişecek. ( Bana neyi sorun edindiğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.)

...

Nasıl ki rakı şişede durduğu gibi durmuyorsa sözcük de sözlükte durduğu gibi durmuyor. Nasıl ki yiğidi yokuşta sınamak gerekirse bir sözcüğü, kavramı, teoriyi …gördüğü iş üzerinden, akış ve hareketteki konumlanışı üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Bu yüzden dışarıya çıkılınca yiyilip içilenleri değil de görülenleri anlatmalı. Söz gümüşse sükut altındır sözüne kulak asmadan bir de. Çünkü Bergama örneğinde de gördüğümüz gibi sükutumuz gerçekten de altına dönüşmek üzere.

...

(Kahrolsun Turizm)

---

...

geçenlerde bir arkadaşım manzaraya bak dedi, tablo gibi.

esas olan talileşti, nesneleşti.

kimin boyası tabiattan güzeldi oysa.

...

(Naylondan Gül Olur mu?)

---

...

"Özgür doğan fakat zincire vurulan" insan, düşmanı bile olsa özgürlüğünü muhafaza eden hayvanlara gıpta etmekte, dost evcil hayvanları küçümsemektedir belli ki.(Ne olursa olsun, kim köleliğe ve esarete övgü düzebilir)

Acı gerçek ise şudur: İnsan, insan değil de domuz, koyun, eşek, öküz olsaydı, ne bu zulümler, ne bu savaşlar olurdu.

...

(Trump Keşke Bir Domuz Olsaydı)

---

...

Hasılı kelam bu memleket, doğrusu bu ya, bir gariptir: Hocalara, bilim adamlarına akademik hayatlarına devam edebilmeleri için sakalını kesmeyi şart koşan zihniyet, yüz küsür yıl önce de Şinasi'yi, sakalını kesmiş vaziyette meclise gelmiş olduğundan meclis-i maarif azalığından tard etmişti.

...

Refik Halt Karay'ın 'Deli' piyesinin kahramanı Maruf Bey, meşrutiyetten önce delirir ve ancak 20 yıl sonra aklı başına gelir.Gördüğü değişikliklerle aklını yine yitirecek gibi olur.Duvardaki matruş Atatürk fotoğrafını yakışıklı bir İngiliz'in fotoğrafı zanneder.Paşa'nın piyesi okurken gözlerinden yaş gelinceye kadar güldüğü ve o sıralar sürgünde olan Karay'ı bu piyesinden dolayı affettiği nakledilir.

...

(Matruş ve Cevlaki - Önce Sakallar Gitti)

---

...

birini, bir şeyi seversin.bu sevginde bir "aracı" olmasını ister misin?bu sevginden nemalanan bir aracı olsun ister misin?

pezevenk fuhuşa aracılık eden ve bundan nemalanan kişi demektir.aşkta "ticaret" olmaz.bu oyunu aşk bozar.

ve bu yüzden pezevenkler aşktan hiç hoşlanmaz.

...

(Pezevenkler Aşktan Hoşlanmaz)

---

...

İbnü-l arabi'nin "sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır." gibi bir ifadesi var.rivayete göre ibnü-l arabi'yi idam ettikten sonra bu ifadeyi sarfettiği yeri kazmışlar; altın çıkmış.

...

(Gülsüm İnek Heykeli)

---

...

Velhasıl kelam, hangi ürünler masum, hangi mala rağbet var, bu piyasa tartışmaları bitmez.bir "düşünür"; dünyayı yerinden oynatırım da sopamı dayayacağım yer bulamıyorum" demiş.eğer sopayı dayayacağın yer "piyasa" ise bu sopanın iki ucu da bokludur.eğer gerçekten aranan "masumiyet" ve "özgürlük" ise bu sadece hiçbir şeyin satın alınmadığı ve satılamadığı bir dünyada gerçek olacaktır.

...

(Bilgi'nin Göbek Deliği)

---

...

Fakat mumdan kayıklarla ateş denizinden geçerken yanma riski her zaman vardır.Rıfat Ilgaz geliyor aklıma.Bütün eseri, düşüncesi, eylemi ve yaşamı her ne olursa olsun yaşamı savunmak, insana inanmak ve hiçbir koşul altında yitirmediği yaşama sevinciyle de açıklanabilecek olan Rıfat Ilgaz, Madımak Katliamı'ndan hemen sonra şöyle yazmıştı, "Artık hiçbir şeye inanmıyoruz, yaşama da inanmıyoruz." Bu bir bakıma kendini de reddetmek anlamına gelebilecek sözleri söyledikten birkaç gün sonra da öldü.

Aklıma gelen bir başka şey de bilim adamı, matematikçi Pascal'ın Lizbon depreminden sonra "Doğa yasalarına inanmıyorum" demesidir.

...

(Deprem)

---

"Bir özgürlük de değil bu, daha çok
Bir özgürlük duygusu belki
Bence bu duygunun bir karşılığı olmalı
Tanrıya inandıkça tanrının olması gibi."
Edip Cansever - Traedyalar

...

Gün eştinselin günü; kredi kartı, terapisti, mesleği olan; eğitimli, gürbüz, sağlıklı, her şeyi ağzıyla algılayan bok bir iştaha sahip bireyin.İnsan dediğin kısım kısım olurmuş ya, bunlar kalıp kalıp.

Bu kış çok ölümler oldu.Zindanlarda, Afganistan'da, Filistin'de...Vatan Caddesi'nde bir çocuk donarak öldü ki donduğu yerin iki adım ötesi babasının evi...İnsanın babası yoktur, artık bunu biliyoruz.

...

İşte bir savaş bitiyor, bir savaş başlıyor.Bir kriz bitiyor, bir kriz başlıyor.Kara gün dahah da kararıp duruyor.Ne ölenle ölünüyor, ne kalanla kalınıyor.Ama o kadar uzun boylu değil.Bir şey yapmak gerek.Bir yol, bir yöntem, bir yordam gerek.Şairin dediği gibi:
"İntihar haktır
Denemeyen alçaktır"
değil, insanı kül eden bu çağı yakmak gerek.İşte Seattle, Prag, Cenova...Asri zamanların yangın merdiveni tutuşturuldu bile.
Görmüyor musunuz?

...

(Yangını Yangın Merdiveninden Başlatmak)

---

...

Sadede gelecek olursak: Bugün bıçak gelmiş Anarşiye dayanmıştır.Dayanmak değil, davranmak zamanıdır.

...

(Dayanmak Değil Davranmak Zamanı)

---

...

Remzi Gürkan
Selamün Aleyküm Kör Kadı
Derleyen: Mehmet İşten
OKB Yayınları,2024

9 Aralık 2025 Salı

Merdiven - Ahmet Haşim

Merdiven - Ahmet Haşim
 
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

Sular sarardı...yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

Ahmet Haşim

8 Aralık 2025 Pazartesi

Geçer - Neyzen Tevfik & Hemhal Ol'anlar - Özgür Baba, Gökçe Es, Briken Aliu

Geçer
 Hemhal Ol'anlar
Özgür Baba - Gökçe Es - Briken Aliu
Şiir: Neyzen Tevfik

Istırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer,
Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyleyemez hande-i hürrem de geçer,
Devr-i şâdi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur, ân-ı dem âdem de geçer,

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
Çağlayan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu’unun fili mi,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer,

Serseri Neyzen’in aşkınla kulak ver sözüne,
Girmemiştir bu avalim, bu bedyi’ gözüne.
Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
Hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.

Neyzen Tevfik

5 Aralık 2025 Cuma

Kim Kaldı - Attila İlhan



silah atılmıyor
güvercin şakırtısıdır
şafakta yaldızlanan
şadırvanda su
ıhlamurlarda ezan
görkemli bir namaz uğultusu
heyhat
hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldı
kim kaldı eski selanik'ten
laternalar sustu
sürahiler tenha
tek kibrit çakılmıyor
kim kaldı ittihat ve terakki'den
o jöntürkler ki - hariçten
evrak-ı muzırra celbederlerdi -
o fedailer ki barut öksürürler
sakal tıraşları mavi
kırmızı bıyıkları biber
kim kaldı
müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden
avcı ceketi
körüklü çizme
astragan kalpak
bazen ittihatçi
hafif iştirakiyun
öfkeli kaşları salkım saçak
kumral bıyıkları mahzun
hani felaket tütün içerler
ceplerinde idam fermanları
bellerinde söğüt yaprağı bıçak
ya millet meclisi'nde meb'us
ya kuva-yi seyyarede asker
kadehlerde rakı
nazlı beyaz
vaniköy korusunun teşrinlerdeki sisi
gramofonda incesaz
meyhane musikisi
o şenliklerden heyhat kim kaldı
ezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney
keman yanlış anlaşılmasından tedirgin
utlar vahim sorular soruyor
öldü nazım şamilof sarı mustafa
yıkılmış strasnoy ploscat'ın saat kulesi
eski bolşeviklerden kim kaldı

Attila İlhan

Hazretinize buradan ayrılık söylemiştim


Hicran - İsmail Hakkı Karhan - Sulhperver


(Mekteb-i fünunda ve ulum-u İslâmiyede gayet müdakkik
ve kıdemli muallimlerden Hasan Feyzi'nin bir şiiri)

Hazretinize buradan ayrılık söylemiştim


Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak,
Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak.
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm,
Çünkü hicran dolu kalbim yine hicran olacak.

Yine göç var diye Mecnuna haber verme sakın!
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak.
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek,
Kapanıp kâbe-i irfan, yine viran olacak.

Haber aldım ki yarın yad olacakmış bize yâr,
Ne büyük yâre ki, kimler buna derman olacak?
Bu büyük derd-i elemden kime şekva edeyim?
İşiten nâlemi, hep ben gibi nâlân olacak.

O şifa-bahş olan envarını sen çeksen eğer,
Bana kim nur verecek, kim bana Lokman olacak?
O temiz pak nefesin, âb-ı hayatı bu çölün,
Onu dûr etme ki her fert ona reyyan olacak.

Hele ol nur-u şerifin kime değmişse eğer,
Küçücük zerre de olsa, meh-i tâbân olacak.
O lütufkâr, o keremkâr eli öptükçe benim
Bu küçük kalb-i hazînim yine handan olacak.

Bab-ı feyzinden ırak olmayı asla çekemem,
Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak.
Nazarın erse garip başıma ey nur-u Hüdâ,
Bugün artık bu hakir bendede umman olacak

Bu anasır, yüzüne her ne kadar çekse hicab,
Yine haksın, buna şahit yine Kur'ân olacak.
Kab-ı Kavseynden alıp dersimi bildim ki ayân,
O güzel nur-u bedi', mânevî sultan olacak.

Sakınıp, Feyz-i bîçareye bahs açma bugün,
Yeni baştan, yine şeydâ, yine giryan olacak.

Hasan Feyzi Yüreğil
Tarihçe-i Hayat


"1895/1896'da Denizli'de doğan Hasan Feyzi Efendi'nin babası, Yüreğilli Bahçıvan Ömer Efendi, annesi de Ayşe Hanım'dır.Okul ve medrese yıllarından sonra muallim olarak vazife yapmış, bu arada tasavvufla ilgilenmiş, melamiliğe gönül vermiştir..Medresede Arapça dersleri vermiş, tasavvuftan feyiz almıştır.

Hasan Feyzi Efendi, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'yle görüşmeden on sene önce Risale-i Nur'larla buluşmuş, onları okuyup anlamış ve çevresinde de okutmaya ve öğretmeye başlamıştı.

Bilhassa 1944 yılı yaz ayında Hasan Feyzi Efendi, Üstad Hazretleri'yle sık sık buluşuyor, deryalar gibi coşuyordu.Fakat Üstad'ın mecburî ikamet olarak Emirdağ'a gönderilmesi, kendisini son derece üzmüştü.Üstadı Denizli'den ayrılırken, o ayrılığın verdiği hüznüyle yazıp otobüste kucağına attığı "Hicran" şiirinde şöyle diyordu:

Hazretinize buradan ayrılık söylemiştim

Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak,
Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak.
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm,
Çünkü hicran dolu kalbim yine hicran olacak.

Yine göç var diye Mecnuna haber verme sakın!
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak.
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek,
Kapanıp kâbe-i irfan, yine viran olacak.

Haber aldım ki yarın yad olacakmış bize yâr,
Ne büyük yâre ki, kimler buna derman olacak?
Bu büyük derd-i elemden kime şekva edeyim?
İşiten nâlemi, hep ben gibi nâlân olacak.

O şifa-bahş olan envarını sen çeksen eğer,
Bana kim nur verecek, kim bana Lokman olacak?
O temiz pak nefesin, âb-ı hayatı bu çölün,
Onu dûr etme ki her fert ona reyyan olacak.

Hele ol nur-u şerifin kime değmişse eğer,
Küçücük zerre de olsa, meh-i tâbân olacak.
O lütufkâr, o keremkâr eli öptükçe benim
Bu küçük kalb-i hazînim yine handan olacak.

Bab-ı feyzinden ırak olmayı asla çekemem,
Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak.
Nazarın erse garip başıma ey nur-u Hüdâ,
Bugün artık bu hakir bendede umman olacak

Bu anasır, yüzüne her ne kadar çekse hicab,
Yine haksın, buna şahit yine Kur'ân olacak.
Kab-ı Kavseynden alıp dersimi bildim ki ayân,
O güzel nur-u bedi', mânevî sultan olacak.

Sakınıp, Feyz-i bîçareye bahs açma bugün,
Yeni baştan yine şeydâ, yine giryan olacak.

Hasan Feyzi Yüreğil
Tarihçe-i Hayat

Bu lirik şiirden, bilhassa "Dahi nezrim (adağım) bu ki, canım sana kurban olacak" mısraından anlıyoruz ki, şehid Hâfız Ali gibi Hasan Feyzi Efendi de Üstad Hazretleri için ömrünü bağışlamış...

Üstad'ın Emirdağ'da zehirlenmesi haberi kendisine ulaşınca Hasan Feyzi Efendi, Emirdağ ile ilgili şöyle diyor:

"Ah, o Emirdağ! Biz onun nasıl bir dağ olduğunu hâlâ anlayamadık. Ondaki esrarı hâlâ çözemedik. O dağ hakikaten Emir Dağı mı? Yoksa Esir Dağı mı? O da bize bir dağ (dağlanmış yerdeki yanık yarası) oldu. O dağın vurduğu dağ yine bizi dağladı. Onun dağı bizi yaktı kavurdu. O dağ bizim dağımız üzerine binlerle dağ olup hepimizi dağladı, hüzün ve elem verdi. Ah, o dağ yüz binlerle kardeşin yetim kalmasını kasdetti. Hepimizi diri diri ateşlere yaktı. Hâsılı, o dağ seni harap, bizi kebap etti, Üstadım. Ona Emir Dağı değil, emerr (en acı) dağı ve ecel dağı demeli. Seni aramızdan alıp kendine ve içine çeken o dağa Emir Dağı değil, emen dağı demeli."

Gerçekten, Hasan Feyzi Efendi bu acılara dayanamamış, nezrine uygun yaklaşık iki yıl sonra vefat etmiştir.(13 Kasım 1946)"

Ahmet Gürsel - Çekilip Nur-u Hidayet

Bu vefat hâdisesiyle alâkalı olarak Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bir mektubunda şunları ifade etmektedir:

"Nur hakkında parlak fıkralarında, bu biçare kardeşine kendini kurban etmeye söz verdiğinden ve Nur vazifesini acele yapmasıyla istirahat âlemine gitti."

"Merhum Hasan Feyzi kardeşimiz, aynen şehid merhum Hâfız Ali misillü, bir mektubunda dediği gibi 'Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak!' dediğini tasdiken Üstad'ına bedel, şehid kardeşi büyük Hafız Alinin yanına gitmiş. Bu zat-ı zülcenaheyn, ehl-i kalb ve gayet yüksek bir ehl-i ilim ve hakikat, otuz sene muallimlik perdesi altında imana hizmet etmiş ve on seneden beri Risale-i Nuru elde edip, gizli perde altında çalışmış. Sonra da iki sene zarfında doğrudan doğruya Risale-i Nur'un yüksek hikmetlerini ve kemâlatını çekinmeyerek ruh-u caniyle herkese ilan etmiştir."

Hancı - Bekir Sıtkı Erdoğan

 Hancı - Bekir Sıtkı Erdoğan
Seslendiren: Selim Bayrakatar

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş
Aman karanlığı görmesin gözüm
Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş

Sıla burcu burcu... İlle ocağım
Çoluk çocuk hasretinde kucağım
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur baş ucuma, sor yavaş yavaş

Güç bela bir bilet aldım gişeden
Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan
Hancı n'olur, elindeki şişeden
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş

Ben o gece, hem ağladım, hem içtim
İki gün, diyardan diyara uçtum
Kayseri yolundan, Niğde'yi geçtim
Uzaktan göründü, Bor yavaş yavaş

Garibim, her taraf bana yabancı,
Dertliyim; çekinme, doldur be hancı
İlk önce kımıldar hafif bir sancı
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş

Bende bir resmi var, yarısı yırtık
On yıldır evimin kapısı örtük
Garip bir de sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş

Bekir Sıtkı Erdoğan

2 Aralık 2025 Salı

28 Kasım 2025 Cuma

Dündeste - Ferhan Şensoy

...

güller getirdim tokat'tan
yol uzundu soldular
üstelik bu güller hakkında
fakire ne çok soru sordular

...

dün bir siyah leylek gördüm
dediler ki çok sarhoşsun
evet biraz içkiliydim
ama leylek siyahtı

...

emekliliğe çeyrek kalmış öğretmen haydar
aslen erzincanlı
dokuzyüzotuzsekizde daha haydar doğmadan
büyük erzincan depreminden sonra ailesi
göçe öçe varto'ya göçüyor
dokuzyüzaltmışaltıda büyük varto depremiyle
orrası yerle bir oluyor
herkes ölüyor
haydar'a bir şey olmuyor
şimdilerde lüleburgaz'da yay haydar
burada büyük bir deprem bekleniyor

...

hiçbir zaman
hak edene verilmedi ödüller
bunu kıs kıs kutladılar
ödül veren götverenler

...

Nihayet yağmurlu
nisanın sonu
beyoğlu'nda sinema günleri
günde beş filim seyreden var
anlat lan bugün ne gördün
desen
anlatacak hali yok
sinemadan sinemaya seyretmekten yorulmuş
bir tapınma biçiminde
ramazanı tamamlar gibi
izliyorlar farz olan filimleri
ve kabuklarına çekiliyor midyeler
kültürel görevlerini tamamlamış olmanın huzuruyla
beyoğlu gene kırolara kalıyor
kültürsüzlük tramvaya biniyor

...

Ferhan Şensoy
Dündeste
Ortaoyuncular Yayınları

20 Ekim 2024 Pazar

Ahmet Haşim - O Belde


Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,
Ne de âlâm-i fikre bir mersa
Olan bu mâi deniz,
Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.
Sana yalnız bir ince tâze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'nâ,
Ne bu akşamda bir am-i nermîn
Ne de durgun denizde bu muğber
Lerze-î istitâr ü istiğnâ
...
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz

Ahmet Haşim
O Belde

24 Temmuz 2024 Çarşamba

Şiir Nerede Başlar? (26) - Merasim Kıtası

Deniz Harp Okulu Komutanı olan Kıyat, öğrencilerden oluşan tören bölüğünün bir karşılama için bir saat öncesinden alana çıkartıldığını ve öğrencilerin orada amaçsızca bekletildiğini görür ve o bundan sonra öğrencilerin en fazla 15 dakika bekleyecek biçimde yerlerini almalarını söyler.Uygulama başlatılır."Bir emirler bir sorunu halletmiştim.Öğrenci artık boşu boşuna bir saat ayakta beklemeyecekti.(...) Bir gün gene bir karşılama töreninden bir saat kadar önce boru trampet sesleri işittim.Camdan dışarı baktım, hiç kimse yoktu.Herhalde bana öyle geldi dedim.Ama bir anda şeytan dürttü.Odamdan çıktım ve odamın tam karşısındaki komutan yemek salonuna daldım.Camdan baktım.Merasim kıtası arka bahçede duruyordu.Benim emrimden sonra çocuklar bir saat benim göremeyeceğim bir yerde bekletiliyor ve on beş dakika önce, benim göreceğim yere, yani merasim mahalline getiriliyordu."

Şiir Nerede Başlar? (26)
Atilla Kıyat - Üç Yıldız Bir Penaltı
Aktaran: Hakan Şahin
Türkiye'de Asker, Toplum ve Siyaset - Askerlerin Yaşam Anlatıları Üzerinden Bir Okuma

Şiir Nerede Başlar? (25) - Kör Kadı Hikâyesi

Adam, komşusunu kadıya şikâyet eder.Kadı, şikâyetin sebebini sorar.Davacı, “Efendim komşum çok doğru söylüyor” der.Kadı, “İyi ya kardeşim, herkes doğru söyleyeni arar.Sen neden doğru söyleyen komşundan yakınıyorsun?” diye sorar.Davacı, “Efendim çok doğru söylüyor, sözleri beni rahatsız ediyor” diye karşılık verir.“Pekâlâ” diyen kadı, çok doğru söyleyen davalıyı mahkemeye çağırır.Kadının bir gözünde ak vardır yani yarı kördür. İçeriye adım atar atmaz kadının gözünü gören davalı, “Esselamu aleyküm kör kadı” der.Kadı: “Vallahi ben doğru söyleyeni severim ama bu kadarı da fazla.” der.

Şiir Nerede Başlar? (25)
Kör Kadı Hikâyesi

6 Nisan 2024 Cumartesi

Vurdular Gökbalina'yı İşte - Balina ile Mandalina - Fazıl Hüsnü Dağlarca

Sap

- Oh
Küçücük sapımı
Öyle seviyorum ki.

Bizi topladıkları sırada
Anne ağaçtan
Bende kalmış ne güzel.

Bir gemi direğidir o
Dururken üzerimde dimdik
Kendimi bir gemi sanıyorum.

---

Karşılığı

Görmedim ya
Balıkçılar konuşurken duydum çok
Gemilerin eski gemilerin
Kalın ağaçlardan yapıldığını.

Duydum evler yapıldığını
Bir olanaksızlığı anlatırken
Balık kavağa çıkmış
Dedikleri insanların gülerek.

---

Yansımalar

...
Kim yalnızsa
O daha çok duyar
Issız yerleri

İster Balina olsun
İster mandalina
Kim yalnızsa o daha çok
En eski bir türkü

Kim yalnızsa çocuklar
O daha çok benzer
Başkasına.

---

Yön Akdeniz

Sıkı tutun
Fırçalarıma sarı kardeş
Sokuver
Sapını en inceleri arasına
Bütün gücümle çarpıyorum kuyruğumu
Öyle hızlı gideceğim ki
Kuşlar bile arkamızda kalacak.

---

Köpükler Köpükler

- Olmuştuk
Sanki üç kişi olmuştuk.
Gökbalina bir ben iki
Köpükler üç.
Kuşları geçiyorduk gülümseyerek
Yüksele alçala biz
Gökbalina bir ben iki
Köpükler üç.
Bulutlara varıyorduk
Uçuyorduk yıldızlara
İçimiz umut dolu
Gökbalina bir, ben iki
Köpükler üç.

---

Ölümü

Arkada göğün karanlığı
Önde kocaman Balina apak.

Vurdular Gökbalina'yı işte
Kanı taştı Akdeniz'in kıyılarından
Şimdi bütün maviliği sessiz,
Kıpkırmızı, korkunç.

Sayadursun ey
Mandalinaları tek tek yıldızlar
İşte
Vurdular Gökbalina'yı
Yıldızlarca yerinden.

Gözleri de açık ağzı da
Neden kapalı değil?
Neden su güzelliğinde değil artık
Dalgalar yalnız ölüm.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
Balina ile Mandalina
Yapı Kredi Yayınları

23 Ocak 2024 Salı

Fransızca Dersi - Ferhan Şensoy


...

çocuğun birine üç vermişim
babası kavgaya geldi devrisi gün
bizim oğlan daha türkçii doğru dürüst bilmiii
fransızcii nerden bilcek
fransızca da neymiş
büyüyüp de fransız olcak diil ya
sen u üçü beş yap en iyisi yeğenim.

Ferhan Şensoy
Gündeste, 1986
Ferhntoloji

Kemallettin Tuğcu - Haydar Ergülen Şiiri

"Orada tenha olarak yaşadım"
diyordu Kemalettin Tuğcu
çocukluğu yurt tutmadan
önce ıssız ve kimsesiz
sonra tenha kaldığımız
çocukluk, şiirin yurdu.

Haydar Ergülen
Hafız ile Semender

22 Ocak 2024 Pazartesi

Bin Mahzuni - Ali Asker Barut


BİN MAHZUNİ

                               Yücel Kayıran'a

"Halk değişmedi" Yücel
Yine fakir yine yoksul
Tek göz damın altında
Gök bile küs kendisine

"Halk değişmedi" Yücel
Köşelerde susuyor, utanıyor
Ekmek evde hâlâ en yüce
Öpüp koyuyor alnına
Yukarda Allah incinmesin diye

"Halk değişmedi" Yücel
Dünya nasıl gidiyor zorumuza
Sana yemin ederim
O büyük çilelerimiz
Ve kutsal kitabımız adına
İçimizdeki çığlığı çağırmaya
Bir Mahzuni değil
Bin Mahzuni gelir gider.

Ali Asker Barut
Akatalpa Dergisi, Ocak 2024