16 Aralık 2025 Salı
Barba ile Rabarba - Arslan Sayman - Resimleyen: Deniz Üçbaşaran
Erzurumlu Emrah - Nur-ı Hakikat
15 Aralık 2025 Pazartesi
Selamün Aleyküm Kör Kadı - Remzi Gürkan Kitabı , Derleyen: Mehmet İşten
Mehmet İşten'den...
...
Bu ülke söz konusu olduğunda "heba" vaka-i adiyedendir.
...
"Tanıdığım en güzel insanlar yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş romantik ve anarşist olan insanlardır...Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doldururlar...Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar..." diyor Elisabeth Kübler-Ross.Bu pasaj bana hep Remzi'yi anlatıyor gibi gelir.O da kendini ilmek ilmek örmüş, oluşturmuş bir insandı.Başka türlü kuşak olarak yetiştiğimiz koşulların içinden bu kadar nezaket sahibi olmak; hayvana insana, yabancıya garip gurebaya, suçluya suçsuza, eşcinsele ötekiye, Türk'e Kürt'e Çingene'ye, mahkuma kaçağa sahici bir empati ve sevecenlikle yaklaşmak nasıl mümkün olsun?!..
...
"Gramer çıktı, söz bozuldu" derdi.Dille ilgili çoğu tezini zaten paylaşıyorduk ve benim de ufkumu her zaman açtı.Mesela okuma-yazma öğrenmemiş birinin anlatım bozukluğu yapmayacağını söylediğinde gülümsemiştim ama zamanla bunun doğru olduğuna ikna oldum.Anlatım bozukluğu yapmak için eksik gedik bir eğitimden geçmek gerekirdi gerçekten.
...
Balıktan değil balık resminden konuşuluyor, karıncaya değil Süleyman'a kulak veriliyor.Ölümün tam karşıtı hayat değil aşktır, ki o bile artık doğmuyor yapılıyor.
Yazı evlilik, söz aşksa eğer, zorla yapılan evliliğe bakmamalıyız: Aşk evliliği öldürür.Yazı yasanın; söz başıbozuklarındır: Söz namustur.Hayatı taş yontucusu gibi ele alıp ölümsüzlük peşinde dolaşanlara inat, ne diyordu Füruğ:
"Uçuşu hatırla
Kuş ölümlüdür"
Elhak bizim de son sözümüz şudur:
...
(Söz Uçar, Yazı Uçamaz)
Aslında diyor Özgür bizim mücadele ettiğimiz yabancı otlar, yabancı ot değil tarla haline getirdiğimiz yerlerin öz bitkisidir.Bizim yetiştirmek istediğimiz kültür bitkileri yabancıdır.Yabancı ot olarak görülmesi, zararlı bitki olarak değerlendirilmesi ve köklerinin kazınması için mücadele edilmesinin sebebi bu otların hayvan yemi olarak kullanılamaması, herhangi bir işe yaramaması, kısaca bir 'ekonomik' değeri olmayışıdır.
işte Türkiye'de gazeteciliğin 150 yıllık tarihi özetle budur.emil galip sandalcı'nın söylediği gibi "Türkiye'de en belalı iş gerçeği aramak,en pahalı nesne gerçeği dile getirmektir,bu yüzden de bizde gerçekler ortalıkta 'tebdili kıyafet dolaşırlar,usta makyajlı sahne oyuncuları gibi aynada kendi kendilerini bile tanıyamazlar"maalesef tabakhanede çalışan işçilerin ufunetin kokusunu hissetmemeleri durumu değiştirmez,ufunet kokar ve işte kokuyor...
ne akara kokara bakma,torbaya gelene bak faydacılığı ne de devekuşu misali başı kuma sokarak korunma çabaları bir işe yaramıştır.bu abes çarkını durdurabilmenin yegane yolu, yoldan çıkmaktır.hiç gidilmeyen yere yol yoktur.
(Abes Çarkını Durdurmak)
Neyzen Tevfik'i bir arkadaşı sinemaya götürmüş, izledikleri ‘yerli film’den sonra arkadaşı Neyzen'e filmle ilgili fikrini sormuş; iyi miydi,kötü müydü, beğendin mi beğenmedin mi diye.
Neyzen, "esas oğlan esas kızı önce kurtardı, sonra tuttu kendisi becerdi" diye cevaplamış arkadaşını.
Bu ülkede çekilen ilk film 14 kasım 1914de Fuat Uzkınay’ın çektiği film olarak görülür,nereden baksan 100 yıla yakın bir sinema tarihimiz var ama tüm zamanların ratingi en yüksek filmi Neyzen''in de izlediği zaman zaman oyuncuları ve kurgusu değişebilen ancak konusu hiç değişmeyen bu film olmuştur ve mealen Neyzen'in deyişiyle aynı hamam aynı tas ve fakat bir varsa kurna değişmiştir bu filmde.
Tahakküm kültürünün söz konusu olmadığı insan topluluklarında ne hapishane vardı,ne mahkeme.
Eğer tahakküm söz konusuysa herkes potansiyel suçludur.
“Bin yıl hapis yatsalar umurumda olmaz” diyenler ya da savcıdan önce iddianame yazan şakşakçılar fazla sevinmesinler diyeceğim, bugün yargıç karşısında sanıkların başına gelenler hamam aynı kaldığı sürece bir gün onların başına da gelebilir, ne de olsa bu hamamın namusundan sayılır.
“mahkeme katibi mi, birisi, bizim hikayeyi baştan aşağı okudu.Ben, üç lira ekmek parası kazanmak için bir yazı yazmıştım.Şimdi o yazı ile canıma okuyorlardı.Ben,mahkeme heyetinin penceresinden mavi göklere dalmıştım.Dışarıda bütün sevinçleri ve açıklıklariyle koca tabiat vardı”
Bu filmin bir parçası olmaktansa mavi göklere dalmak, bütün sevinçleri ve açıklıklarıyla koca tabiata bakmak; bu da bir seçenektir.
Bu filmde sen yoksan eksik kalacaklardır.
-Yavrum, mesele kralın çıplak olması değil; kral olması.
...
Egemen uygarlık bütün dünyayı "garp'lılaştırdıysa sen artık gurbettesin.C. Süreya'nın dediği gibi "gurbet yavrum, garba düşmektir gurbet".
Gurbet zulmettir, güneşin battığı yerdir, endüstri uygarlığıdır.Gurbet yoldur; Bektaşîlikte Selçuklu yıldızı ile sembolize edilen yönlerin anlamlarında Batı'nın "yol" olarak gösterilmesi ilginç olsa gerek?
Vatan ve hürriyet sözcüklerini Türkçe'ye kazandıran N. Kemal İngiltere'de bir kütüphanede, kütüphane memurunun kayıt yaparken sorduğu hangi millettensin sorusunu bir türlü yanıtlayamaz. Önce Osmanlı'yım diye yanıtlar. Ama o senin devletinin ismi der kütüphane memuru; ben sana hangi millettensin diye soruyorum. N. Kemal düşünür, Müslüman'ım der. Kütüphane memuru yine itiraz edecektir: O senin dininin ismi. N. Kemal'in Türk'üm demek en son aklına gelir. Bunda fazla şaşılacak bir şey yok aslında: Batılılaşma akımının öncülerinden N. Kemal'in bir türlü "millet" kavramını anlayamaması içinde yetiştiği, büyüdüğü kültüre bu kavramın büsbütün uzak ve yabancı olmasından kaynaklanır.
...
Her şeyi bir yana bırakalım; gariplere yaşama hakkını hatta ölme hakkını bile çok görüyorlar, öyle ki soluk alıp vermek için bile mumdan kayıklarla ateş denizinden geçmeleri lâzım.Çok mu abarttık: Medyaya yansıdı; Ebu Garip cezaevinde intihar etmeye ip bile bulamıyorlar.Neredeyse bütün dünyanın "yaban eller' e dönüştüğü yerde garibin durumu ünlü meseldeki topal kuşları andırmakta sanki: "bir bilge yolda iki ayrı cins kuşa rastlar, nasıl olmuş da bu iki ayrı cins kuş birbirlerini kendi türlerine yeğlemiştir.Biri leylek, biri karga; neden kendi türleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğler?Sonunda iş anlaşılır: her iki kuş da topaldır." Garipler de hangi ırktan, sınıftan, kültürden olursa olsun, makinanın sakatladığı insanlar değil mi?
Eğer devrim, bir topluluğun özgür yaşamın maddi imkanlarını ele geçirmesiyse; bunun öznesi içimizde saklı kalan özgürlük kıvılcımlarıdır.Gariplerin metropollerde yaktığı ateş ise bir nevi medeniyetin idrar tahlilidir. Bu ateş dünyanın bütün tahakküm ve kölelik üreten bayraklarını içine aldığı zaman, işte asıl o zaman adalet tecelli edecektir.
Sözgelimi, bu topraklarda misafirperverlik önce konukseverliğe sonra da turistperestliğe nasıl dönüştü? Seyyah, nasıl gezgin, gezgin nasıl turist oldu? Ne oldu? Nasıl oldu? Şimdi neler oluyor?
...
Konu çok yönlü, çok boyutlu… Hep söylenir: Etrafa hangi pencereden bakıyorsan, göreceklerin o pencerenin izin verdiği ölçüde olur. Hangi kuyunun dibinden bakıyorsan gökyüzünü o kuyunun ağzı kadar görebilirsin. Galiba dışarıya çıkmak gerekiyor. ( Günaydın.) Göz açıldığı zaman filin tarifi değişecek. Sorun değişecek. ( Bana neyi sorun edindiğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.)
...
Nasıl ki rakı şişede durduğu gibi durmuyorsa sözcük de sözlükte durduğu gibi durmuyor. Nasıl ki yiğidi yokuşta sınamak gerekirse bir sözcüğü, kavramı, teoriyi …gördüğü iş üzerinden, akış ve hareketteki konumlanışı üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Bu yüzden dışarıya çıkılınca yiyilip içilenleri değil de görülenleri anlatmalı. Söz gümüşse sükut altındır sözüne kulak asmadan bir de. Çünkü Bergama örneğinde de gördüğümüz gibi sükutumuz gerçekten de altına dönüşmek üzere.
...
Denemeyen alçaktır"
...
Selamün Aleyküm Kör Kadı
Derleyen: Mehmet İşten
9 Aralık 2025 Salı
Merdiven - Ahmet Haşim
Ahmet Haşim
8 Aralık 2025 Pazartesi
Geçer - Neyzen Tevfik & Hemhal Ol'anlar - Özgür Baba, Gökçe Es, Briken Aliu
5 Aralık 2025 Cuma
Kim Kaldı - Attila İlhan
güvercin şakırtısıdır
şafakta yaldızlanan
şadırvanda su
ıhlamurlarda ezan
görkemli bir namaz uğultusu
heyhat
hamzabey cami-i şerif'inden kim kaldı
kim kaldı eski selanik'ten
laternalar sustu
sürahiler tenha
tek kibrit çakılmıyor
kim kaldı ittihat ve terakki'den
o jöntürkler ki - hariçten
evrak-ı muzırra celbederlerdi -
o fedailer ki barut öksürürler
sakal tıraşları mavi
kırmızı bıyıkları biber
kim kaldı
müdafaa-i hukuk cemiyeti'nden
avcı ceketi
körüklü çizme
astragan kalpak
bazen ittihatçi
hafif iştirakiyun
öfkeli kaşları salkım saçak
kumral bıyıkları mahzun
hani felaket tütün içerler
ceplerinde idam fermanları
bellerinde söğüt yaprağı bıçak
ya millet meclisi'nde meb'us
ya kuva-yi seyyarede asker
kadehlerde rakı
nazlı beyaz
vaniköy korusunun teşrinlerdeki sisi
gramofonda incesaz
meyhane musikisi
o şenliklerden heyhat kim kaldı
ezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney
keman yanlış anlaşılmasından tedirgin
utlar vahim sorular soruyor
öldü nazım şamilof sarı mustafa
yıkılmış strasnoy ploscat'ın saat kulesi
eski bolşeviklerden kim kaldı
Hazretinize buradan ayrılık söylemiştim
"1895/1896'da Denizli'de doğan Hasan Feyzi Efendi'nin babası, Yüreğilli Bahçıvan Ömer Efendi, annesi de Ayşe Hanım'dır.Okul ve medrese yıllarından sonra muallim olarak vazife yapmış, bu arada tasavvufla ilgilenmiş, melamiliğe gönül vermiştir..Medresede Arapça dersleri vermiş, tasavvuftan feyiz almıştır.
Hasan Feyzi Efendi, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'yle görüşmeden on sene önce Risale-i Nur'larla buluşmuş, onları okuyup anlamış ve çevresinde de okutmaya ve öğretmeye başlamıştı.
Bilhassa 1944 yılı yaz ayında Hasan Feyzi Efendi, Üstad Hazretleri'yle sık sık buluşuyor, deryalar gibi coşuyordu.Fakat Üstad'ın mecburî ikamet olarak Emirdağ'a gönderilmesi, kendisini son derece üzmüştü.Üstadı Denizli'den ayrılırken, o ayrılığın verdiği hüznüyle yazıp otobüste kucağına attığı "Hicran" şiirinde şöyle diyordu:
Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak,
Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak.
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm,
Çünkü hicran dolu kalbim yine hicran olacak.
Yine göç var diye Mecnuna haber verme sakın!
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak.
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek,
Kapanıp kâbe-i irfan, yine viran olacak.
Haber aldım ki yarın yad olacakmış bize yâr,
Ne büyük yâre ki, kimler buna derman olacak?
Bu büyük derd-i elemden kime şekva edeyim?
İşiten nâlemi, hep ben gibi nâlân olacak.
O şifa-bahş olan envarını sen çeksen eğer,
Bana kim nur verecek, kim bana Lokman olacak?
O temiz pak nefesin, âb-ı hayatı bu çölün,
Onu dûr etme ki her fert ona reyyan olacak.
Hele ol nur-u şerifin kime değmişse eğer,
Küçücük zerre de olsa, meh-i tâbân olacak.
O lütufkâr, o keremkâr eli öptükçe benim
Bu küçük kalb-i hazînim yine handan olacak.
Bab-ı feyzinden ırak olmayı asla çekemem,
Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak.
Nazarın erse garip başıma ey nur-u Hüdâ,
Bugün artık bu hakir bendede umman olacak
Yine haksın, buna şahit yine Kur'ân olacak.
Kab-ı Kavseynden alıp dersimi bildim ki ayân,
O güzel nur-u bedi', mânevî sultan olacak.
Sakınıp, Feyz-i bîçareye bahs açma bugün,
Yeni baştan yine şeydâ, yine giryan olacak.
Bu lirik şiirden, bilhassa "Dahi nezrim (adağım) bu ki, canım sana kurban olacak" mısraından anlıyoruz ki, şehid Hâfız Ali gibi Hasan Feyzi Efendi de Üstad Hazretleri için ömrünü bağışlamış...
Üstad'ın Emirdağ'da zehirlenmesi haberi kendisine ulaşınca Hasan Feyzi Efendi, Emirdağ ile ilgili şöyle diyor:
"Ah, o Emirdağ! Biz onun nasıl bir dağ olduğunu hâlâ anlayamadık. Ondaki esrarı hâlâ çözemedik. O dağ hakikaten Emir Dağı mı? Yoksa Esir Dağı mı? O da bize bir dağ (dağlanmış yerdeki yanık yarası) oldu. O dağın vurduğu dağ yine bizi dağladı. Onun dağı bizi yaktı kavurdu. O dağ bizim dağımız üzerine binlerle dağ olup hepimizi dağladı, hüzün ve elem verdi. Ah, o dağ yüz binlerle kardeşin yetim kalmasını kasdetti. Hepimizi diri diri ateşlere yaktı. Hâsılı, o dağ seni harap, bizi kebap etti, Üstadım. Ona Emir Dağı değil, emerr (en acı) dağı ve ecel dağı demeli. Seni aramızdan alıp kendine ve içine çeken o dağa Emir Dağı değil, emen dağı demeli."
Gerçekten, Hasan Feyzi Efendi bu acılara dayanamamış, nezrine uygun yaklaşık iki yıl sonra vefat etmiştir.(13 Kasım 1946)"
Bu vefat hâdisesiyle alâkalı olarak Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bir mektubunda şunları ifade etmektedir:
"Nur hakkında parlak fıkralarında, bu biçare kardeşine kendini kurban etmeye söz verdiğinden ve Nur vazifesini acele yapmasıyla istirahat âlemine gitti."
"Merhum Hasan Feyzi kardeşimiz, aynen şehid merhum Hâfız Ali misillü, bir mektubunda dediği gibi 'Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak!' dediğini tasdiken Üstad'ına bedel, şehid kardeşi büyük Hafız Alinin yanına gitmiş. Bu zat-ı zülcenaheyn, ehl-i kalb ve gayet yüksek bir ehl-i ilim ve hakikat, otuz sene muallimlik perdesi altında imana hizmet etmiş ve on seneden beri Risale-i Nuru elde edip, gizli perde altında çalışmış. Sonra da iki sene zarfında doğrudan doğruya Risale-i Nur'un yüksek hikmetlerini ve kemâlatını çekinmeyerek ruh-u caniyle herkese ilan etmiştir."
Hancı - Bekir Sıtkı Erdoğan
2 Aralık 2025 Salı
Uçurumun Kenarındayım Hızır - Day Night Day Night (2006)
Uçurumun Kenarındayım Hızır
Şiir: Ömer Lütfi Mete
Okuyan: İbrahim Sadri
Çalışma: Bilal Turgud
28 Kasım 2025 Cuma
Dündeste - Ferhan Şensoy
...
güller getirdim tokat'tan
yol uzundu soldular
üstelik bu güller hakkında
fakire ne çok soru sordular
...
dün bir siyah leylek gördüm
dediler ki çok sarhoşsun
evet biraz içkiliydim
ama leylek siyahtı
...
emekliliğe çeyrek kalmış öğretmen haydar
aslen erzincanlı
dokuzyüzotuzsekizde daha haydar doğmadan
büyük erzincan depreminden sonra ailesi
göçe öçe varto'ya göçüyor
dokuzyüzaltmışaltıda büyük varto depremiyle
orrası yerle bir oluyor
herkes ölüyor
haydar'a bir şey olmuyor
şimdilerde lüleburgaz'da yay haydar
burada büyük bir deprem bekleniyor
...
hiçbir zaman
hak edene verilmedi ödüller
bunu kıs kıs kutladılar
ödül veren götverenler
...
Nihayet yağmurlu
nisanın sonu
beyoğlu'nda sinema günleri
günde beş filim seyreden var
anlat lan bugün ne gördün
desen
anlatacak hali yok
sinemadan sinemaya seyretmekten yorulmuş
bir tapınma biçiminde
ramazanı tamamlar gibi
izliyorlar farz olan filimleri
ve kabuklarına çekiliyor midyeler
kültürel görevlerini tamamlamış olmanın huzuruyla
beyoğlu gene kırolara kalıyor
kültürsüzlük tramvaya biniyor
...
Ferhan Şensoy
Dündeste
Ortaoyuncular Yayınları
20 Ekim 2024 Pazar
Ahmet Haşim - O Belde
24 Temmuz 2024 Çarşamba
Şiir Nerede Başlar? (26) - Merasim Kıtası
Deniz Harp Okulu Komutanı olan Kıyat, öğrencilerden oluşan tören bölüğünün bir karşılama için bir saat öncesinden alana çıkartıldığını ve öğrencilerin orada amaçsızca bekletildiğini görür ve o bundan sonra öğrencilerin en fazla 15 dakika bekleyecek biçimde yerlerini almalarını söyler.Uygulama başlatılır."Bir emirler bir sorunu halletmiştim.Öğrenci artık boşu boşuna bir saat ayakta beklemeyecekti.(...) Bir gün gene bir karşılama töreninden bir saat kadar önce boru trampet sesleri işittim.Camdan dışarı baktım, hiç kimse yoktu.Herhalde bana öyle geldi dedim.Ama bir anda şeytan dürttü.Odamdan çıktım ve odamın tam karşısındaki komutan yemek salonuna daldım.Camdan baktım.Merasim kıtası arka bahçede duruyordu.Benim emrimden sonra çocuklar bir saat benim göremeyeceğim bir yerde bekletiliyor ve on beş dakika önce, benim göreceğim yere, yani merasim mahalline getiriliyordu."
Atilla Kıyat - Üç Yıldız Bir Penaltı
Aktaran: Hakan Şahin
Türkiye'de Asker, Toplum ve Siyaset - Askerlerin Yaşam Anlatıları Üzerinden Bir Okuma
Şiir Nerede Başlar? (25) - Kör Kadı Hikâyesi
Adam, komşusunu kadıya şikâyet eder.Kadı, şikâyetin sebebini sorar.Davacı, “Efendim komşum çok doğru söylüyor” der.Kadı, “İyi ya kardeşim, herkes doğru söyleyeni arar.Sen neden doğru söyleyen komşundan yakınıyorsun?” diye sorar.Davacı, “Efendim çok doğru söylüyor, sözleri beni rahatsız ediyor” diye karşılık verir.“Pekâlâ” diyen kadı, çok doğru söyleyen davalıyı mahkemeye çağırır.Kadının bir gözünde ak vardır yani yarı kördür. İçeriye adım atar atmaz kadının gözünü gören davalı, “Esselamu aleyküm kör kadı” der.Kadı: “Vallahi ben doğru söyleyeni severim ama bu kadarı da fazla.” der.
Şiir Nerede Başlar? (25)
Kör Kadı Hikâyesi
23 Temmuz 2024 Salı
6 Nisan 2024 Cumartesi
Vurdular Gökbalina'yı İşte - Balina ile Mandalina - Fazıl Hüsnü Dağlarca
Sap
23 Ocak 2024 Salı
Fransızca Dersi - Ferhan Şensoy
...
çocuğun birine üç vermişim
babası kavgaya geldi devrisi gün
bizim oğlan daha türkçii doğru dürüst bilmiii
fransızcii nerden bilcek
fransızca da neymiş
büyüyüp de fransız olcak diil ya
sen u üçü beş yap en iyisi yeğenim.
Ferhan Şensoy
Gündeste, 1986
Ferhntoloji


























%20-1.jpg)
%20-3.jpg)
%20-2.jpg)






