23 Ocak 2017 Pazartesi

karl, sling blade (1996), billy bob thornton



Sling Blade (1996)/Karl
Billy Bob Thornton


"Hayatımı anne-babamın evinin arkasındaki babamın benim için yaptığı, küçük barakada geçirdim.Diğerleriyle birlikte evde bulunmamı pek istemiyorlardı...çoğunlukla etrafta oturur, yere bakar dururdum.Orada döşeme yoktu...ama bir ya da iki örtü koyup uzanmak için, kendime bir oyuk açtım.Babam çok çalışkan bir adamdı...ama bunu kendim için söyleyemem.Çoğu zaman, tek yaptığım barakada oturmak, bir iki çim biçme makinesini tamir etmeye çalışmaktı.Arada sırada okula giderdim.Oradaki çocuklar, bana karşı çok acımasızlardı...çoğu zaman taklidimi yapar, benimle dalga geçerlerdi.Bu yüzden, çoğunlukla barakada otururdum.Babam Dixon adındaki bir ihtiyarın yanında aşağıda, kereste fabrikasında çalışırdı.İhtiyar Dixon çok acımazsız bir adamdı.İşçilerine kötü davranır, onlara fazla ücret vermezdi.Babama da fazla ücret vermezdi.Sanıyorum, anca geçinecek kadardı.Sanıyorum, yine de idare ediyordu.İkisinden biri, genelde annem, dışarı çıkar, muntazaman karnımı doyururdu.Haftada üç dört kere hardal ve çörek yediğimden yeterince kazandığını düşünüyordum.Ama ihtiyar Dixon, onun bir oğlu vardı...Jesse Dixon adında.Jesse babasından daha acımasızdı.Okulda olduğum zamanlar taklidimi yapar dururdu.Mahalledeki küçük kızları kullanırdı.Eskiden annemin çok güzel bir kadın olduğunu söylerlerdi.Okulda olduğum zamanlar bunu epey duyardım.Sanıyorum, benden devam etmemi ve olanları anlatmamı istiyorsunuz. Sanıyorum, bu yüzden sizeanlatacağım.Bir akşam barakada, tembel tembel oturuyordum, sadece eve bakıp annemin İncil dersim için çıkıp gelmesini bekliyordum.Evde bir patırtı koptu...bu yüzden neler olduğunu anlamak için verandaya fırladım.İçeri baktım ve yerde yatan annemi gördüm. Üzerinde hiç elbise yoktu.Jesse Dixon üstüne çıkmış, ona saldırıyordu.Annemden istediğini alıyordu.Birden gözüm döndü.Kapıya dayalı duran Kayser bıçağını aldım.Bazıları orak da der.Ben Kayser bıçağı derdim.Uzun tahta sapı, balta sapını andırır.bıçağı muz şeklindedir.Bir tarafı keskin, diğer tarafı kördür.Köprü altı çocukları afyon filan keserken kullanırlar.Eve girdim..Jesse Dixon'ın kafasının üstüne vurdum.böylece annemin üzerinden düştü.Sanıyorum, yeterince tatmin olmamıştım...bu yüzden boynuna keskin tarafıyla bir daha vurdum.derine inip, kafasını uçuruverdi.Öldürdüm onu.Annem ayağa fırladı ve bağırmaya başladı...'Jesse'yi neden öldürdün?!''Jesse'yi neden öldürdün?!'Neyse, anladım ki annem Jesse'nin ona yaptıklarını umursamıyordu.Buna Jesse'ye sinirlendiğimden daha çok sinirlendim...Kayser bıçağını elime aldım.Bazıları orak da der.Ben Kayser bıçağı derdim...ve annemin tepesine vurdum.Öldürdüm onu.Bazıları bana şu soruyu sorar;'Zamanda geriye dönme şansın olsa, yine aynı şeyi mi yapardın?'Sanıyorum, aynı şeyi yapardım.Neticede, burada bulunmamı uygun gördüler ve buradayım, çok uzun zamandır.Okumayı söktüm sayılır.İncil'i okumam dört yılımı aldı.Sanıyorum, çok büyük bölümünü anladım.Bazı yerleri umduğumdan farklı çıktı.Çok uzun zamandır rahat bir yatakta yatıyorum.Artık buradan çıkmamı uygun görüyorlar.Bugün beni serbest bırakıyorlarmış.Her neyse. Sanıyorum bilmeniz gerekenler bundan ibarettir."


"Böyle gecelerde mi aldım diyorsun
üzerime bir şal gibi korkusuz geceleri
tatlı bir ürperişle yürüyoruz eve doğru
biz uyuduktan sonra mevsim kış
biz uyuduktan sonra zambak topluyor biri"


  


 "Kapı mı çalıyor?Kalkana vurulup kırılan bir kılıç gibi
zırhım mı vardı benim, küçülüp büyüyen bir çocuk gibi
ona çarpıp deviriyorum kapıyı açmaya giderken
gözyaşları mı, yağmur mu, böğürtlen mi?.." 
                                                    Sami Baydar



gönül sabreyle sabreyle, üç hürel

Gönül Sabreyle Sabreyle-Üç Hürel


Her kışın var bir baharı,
Her akşamın var sabahı,
Yeter artık bırak ahı,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle...

Her yokuşun var inişi,
Elbet bir gün güler kişi.
Mutluluk bir sabır işi,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle...

Gam yeme hep böyle gitmez,
Sabretmeden bahar gelmez.
Bu sevda dünyaya yetmez.
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle...

six feet under (2001-2005), alan ball


Six Feet Under (2001-2005)


"Etrafımda, artık var olmayan bir hayatın kalıntıları var." Ruth Fisher


"Şanslı olanın ben olmamdan nefret ediyorum.
Kimse bana sahip olduğu için şanslı değil." George Sibley


"Her anı, suyu çıkana kadar analiz etmekten daha iyidir" Nate Fisher


Claire Fisher'ın karalamalarından...


"Eğer hayatım bir film olsaydı, ya uyuyakalır, ya da yarısında çıkardım." Brenda


"Dünyayla baş etmek için, geçerli bir yöntem geliştiremedim" Billy


"İnsanlar değişmez, sadece yaşlanır"


"Trajedi; çocuklarımızın gerçekten başarılı olduğu tek konu" Mrs. Chenowith


"Tekrar tekrar travma yaşamaya macera denmez." Brenda



"Kendimi bir delikte gibi hissediyorum ve o delik gittikçe büyüyor." Mrs. Diaz

 
"Hoşçakal, özgür kal, kaybolmuş kuş, özgür kal."


Nate Fisher: İşimi bıraktım.
Nathaniel Fisher: Ben, kahrolası hayatımı bıraktım.


"İnsanları doğadan alırsan, sadece doğaları kalır."


"Zaman, eğleniyormuş gibi yaparken akıp gider." Nathaniel Fisher


 "Kalp kapakçıklarından birinde sızıntı vardı.Bununla dalga geçerdik, kanayan bir kalbi var diye."


"Eskiden, bunun tutku olduğunu düşünüyordum.
Ama sadece dram bu." Nate Fisher


Six Feet Under
(2001-2005)

bizim mitral çaresizliğimiz, six feet under




"Kalp kapakçıklarından birinde sızıntı vardı...
                    Bununla dalga geçerdik, kanayan bir kalbi var diye.."

                                                                       Six Feet Under

claire fisher yüzleri, six feet under



Claire Fisher Yüzleri-Six Feet Under (2001-2005)

six feet under, billie eilish


Six Feet Under-Billie Eilish


a man called ove (2015), hannes holm



"Bütün gerzekler onun hakkında konuşup duruyor.
Gürültüleri, Sonja'dan bana kalan küçücük hatırayı bastırıyor."




A Man Called Ove (2015)
Hannes Holm
















45 years (2015), andrew haigh

45 Years (2015)-Andrew Haigh

"Bizler yaşlandıkça karar vermeyi bırakıyoruz.
En azından büyük kararlar.
Belki de hayat boyu o kadar çok karar hakkımız var ki, 
hepsini kullandığımızda bitiyorlar."




45 Years (2015) 

soylu sınıfın sonbaharı, ingiltere yılları, elias canetti



Francis...Yardımseverdi; uyumluydu; ama iç dünyasında, İngiliz geleneği doğrultusunda adaletin, hoşgörünün ve kuşkuculuğun belli başlı, sağlamilkelerine ısrarla bağlı kalırdı.Annesinin kişiliğinde, inancın yoz örneklerini görüp yaşamıştı: hoşgörüsüzlüğü ve lanetlenmeyi.Avcıların kovalayıp sıkıştırdığı bir hayvanın endişelerini okuduğunuz gözlerinde çok dokunaklı bir şeyler algılayabilirdiniz.
---
Mesafe, İngilizlerin korumayı başarmak için en çok çalıştıkları şey, ilkesel bir hünerleridir.İnsana yaklaşmazlar.(Böyle olunca da) insan kendini koruma uğruna buza sarılıp içine gizlenir.Dışı her şeyi geri yansıtır.Buzun içinde donmaya terk edilmiştir.
---
Smith adlı bir papaz vardı.Bizim papaz ziyarete çağrıldığında, yağmur yağıyorsa, geç kalırdı hep -bir İngiliz için ne bağışlanmaz bir günah- çünkü salyangozlar yağmur nedeniyle ortaya çıkar, o da her birini tek tek alıp incelerdi.Başka türlüsü gelmezdi elindenSalyangoz uzmanı ve koleksiyoncuydu.Yolunun üzerindeyseler gecikerek gelirdi hepYüzü, yumuşak, bölümlere ayrılmamış bir bütün gibi görünürdü; salyangozlardan aldığını düşündüm neden sonra onu gördüğümde.Yüzü bir salyangozun bedeni gibi çıplaktı.
---
Stubbs Wood'da kendimi "Durris" olarak tanıtırken, Bay Milburn karısıyla aşağıda, oturma odasındaydı.Odada bir salon piyanosu vardı.Kadın eskiden piyano dersleri vermişti.Bay Milburn kadar saf, iyi niyetli biriydi; masumiyeti yüzüne büyük harflerle yazılmış gibiydi.
...
Bay Milburn bizi karşılarken mutluluktan uçuyordu.Öylesine kuru, zayıftı ki, bedeninde duyguya yer kalmamıştır diye düşünmekten kendini alamazdı insan.
---
Herbert Read...Doğaldı.Davranışlarında göze çarpan bir şeyler, bir askeri hatırlatıyordu.Ancak askerliğiyle göğsü kabaran biri değil de hayal kırıklığına uğramış bir askerdi bu; deneyimlerinin ve hayal kırıklığının üstesinden hiçbir zaman gerçekten gelemediği için hep öyle kalacak bir asker.
---
İngilizlerin kibri öylesine etlerine kemiklerine işlemiştir ki çoğu zaman fark bile edemezsiniz.Hakiki kibir ustalarıdır onlar.Eliot en iyi örneğidir bunların.Bu çok ünlü adam, aralarından çoğunun, alabildiğine hor gördüğü kötü birer şair olduğu bütün ötekilerin arasında oturuyordu; ama en azından ötekiler ile arasına koyduğu mesafede bunu kimseye belli etmiyordu.
---
Partilerde Boşuna Aranan Teselliler: ...Veronica'nın partileri hakkında bir fikir veremem.kendine olan güvensizliği, misafirlerin de güvensizliğine yol açardı.Görünürde bir iyi niyetliliktir giderdi; bir kimsenin, berikinin bedeninden bir parça et kopartılmasını önleyen görünürde bir güvence işte.
---
Franz Baermann Steiner...Hemen hemen alınsız bir yüzde gözlerin hiç durmadan hareket etmesi ama herhangi bir anlam ifade etmeksizin..Azıcık bir beden; öylesine küçük ve zayıftı ki, gözden kayboldu kaybolacak haldeydi.

...

Hayatı vücut biçiminde belirlenmişti: Yoktu vücut diye bir şeyi; küçücük ve koptu kopacak kadar zayıftı, öyle ki neredeyse cismi gözünüzden kaçabilirdi.Özellikle yüzü çirkindi; basık, yatık bir alın; durmadan irade dışı hareket eden çaresiz gözler.Konuşması ortalıkta yakınacak, üzülecek bir şey yokken de ağlamaklı.Ondan daha az göze batabilecek bir varoluş düşünülemezdi.
---
Iris Murdoch...İş anlatmaya gelince epey ketumdur Iris ya da ayrıntılara kaçan, coşkulu bir felsefe öğretmenidir.Söylenen her şeyi dinler; ta ki berikiler sonunda anlatmaktan usanıp "tamam, hepsi bu" diyene kadar; can kulağıyla dinlemeye hazırdır hep, sırf anlatabildikleri kadar anlatsınlar diye; öyküleri, itirafları, ani fikirleri, çaresizlikleri, umutsuzlukları kuzu gibi dinler.Alışverişe çıkmış bir ev kadını gibi gelir bana bu hali.Hiçbir şeyi atlamaz; kişi onun içinde olabilecek en kolay, hafif, en sorumsuz haliyle yaşamasını sürdürür; çünkü her şeyden sadece felsefe sorumludur ve özellikle de etik.Dinleri de çekip yanına aldığı olur, tamamlayıcı ek bir şey olarak; yoksa hani kendi çaresizliğinden, inanma ihtiyacından yapmaz bunu hiçbir zaman; ona bunu temin edenler vardır.Simone Weil de, Wittgenstein ya da Platon'a duyduğu aynı saygıyla alıntılanır.

...
Beni Oxford'a davet edip istasyonun önünde beklemişti.Kocaman, düztaban ayaklarına grotesk bir görünüm veren sandaletler vardı ayağında.Ayaklarının ne kadar çirkin olduğunu görmezlikten gelemedim.Yürüyüşü bir ayınınkine benziyordu; ama, sağa sola sallanarak fakat emin adımlarla hedefine doğru yürüyen itici, sevimsiz bir ayınınkine.Bedeni ince ve hoş bir orantıya sahipti; yüzü kimi anlarda-sevişme anlarında- bir Memling Madonna'sınınki kadar güzelleşirdi.
---

Ralp Vaughan Williams...Büyük müzisyenlerin herkesten iyi insanlar olmamalarına çoğu zaman şaşırmışımdır.Gençken, böylelerinin sırf faaliyetleriyle ötekilere göre daha iyi insanlar olmaları gerektiğini düşünürdüm.İşte bu tek kişi, on-on iki yıl kadar tanıdığım Ralp Vaughan, yaşlılık yıllarına kadar canlılığını, neşesini korudu; değersiz, ucuz düşüncelere hiç sahip olmadı, öyle aşağılık davranışlara ise hiç başvurmadı.Benim gibi, kartal gözlü insanların üzerinde olan birinin, bu düşünceleri gülünç görünebilir; ama onun hakkındaki görüşlerimde ısrarımı koruyorum.Kırk yıldan fazla süren ününe rağmen, insanın bir başka insanın alçakgönüllülük, sevgi dolu bir yürek dediğinde aklına gelebilecek her şey bu müzisyende gerçeklik olup çıkmıştı.





Soylu Sınıfın Sonbaharı-İngiltere Yılları
Elias Canetti

22 Ocak 2017 Pazar

six feet under, final sahnesi, breathe me, sia

Six Feet Under- Final Sahnesi-Breathe Me-Sia

"...
yalnız olmak, yapayalnız
uzakta, seksen yaşında
çünkü ben de kendimi böyle tüketeceğim
sizin beni tüketmenizin farkı varsa..." 
                                                                   Sami Baydar
                                                                                              Denize Düşürülmüş Teraziler



"Sonra bir taş gibi katılaştı ışığımız"



Six Feet Under
(2001-2005)