altıkırkbeş yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
altıkırkbeş yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2025 Salı

Amerika'da Alabalık Avı - Richard Brautigan



...

Aç insanlar, Amerika'da Alabalık Avı kapağının çekildiği gün öğleden sonra beş civarında caddenin karşısında parkta toplanırlar.

Yoksullar için sandviç zamanı.

Ama sinyal verilene kadar caddeyi geçmezler.Sonra hepsi caddeyi geçip kiliseye koşar, gazete kağıdına sarılmış sandviçlerini alırlar.Sonra da parka dönüp gazete kağıdını açarak sandviçlerinin içinde ne olduğuna bakarlar.

Bir öğleden sonra arkadaşım sandviçini açıp içinde sadece bir ıspanak yaprağı olduğunu gördü.O kadar.

Benjamin Franklin'in otobiyografisini okuyarak Amerika hakkında bilgi sahibi olan Kafka mıydı?

Kafka, "Amerikalıları seviyorum çünkü sağlıklı ve iyimserler" demiş.

...

Yapabileceğim bir şey yoktu.Nehre doğru giden merdiveni değiştiremedim.Çocuk geldiği yoldan tekrar geri döndü.Aynı şey bir zamanlar benim de başıma gelmişti.Yaşlıca bir kadını alabalık nehri ile karıştırdığımı hatırladım ve ondan özür diledim.

"Afedersiniz," dedim, "Sizin bir alabalık nehri olduğunuzu sandım."

"Değilim" dedi.

...

Kulübenin biraz yukarısında, kapısı ardına kadar açık bir baraka vardı.Barakanın içi bir insan yüzü gibi meydandaydı ve sanki: "Beni inşa eden kişi buraya 9745 defa sıçtı.O, şimdi ölü ve bir başkasının bana dokunmasını istemiyorum.İyi bir insandı.Beni sevecenlikle, itinayla inşa etti.Beni yalnız bırak.Şimdi toprak altında bulunan iyi bir göt için bir anıtım ben.Burada gizem yok.Kapı bu yüzden açık.Sıçman gerekiyorsa, geyik gibi çalıların arasına git" diyormuş gibiydi.

"Siktir git!" dedim, barakaya."Tek ihtiyacım nehir boyunca bir otostop."

...

Kısa bir süre önce bir adam eşiyle birlikte buraya yerleşti ve bodrumunda yüzlerce fare olduğu gerçeğiyle yüzleşti.Yavaş hareket eden, çocuk gözlü, kocaman fareler.

Karısının birkaç günlüğüne akrabalarını ziyaret etmesi gerektiğinde, adam dışarı çıktı ve kendine 38'lik bir silah ve bol miktarda kurşun aldı.Sonra farelerin olduğu bodruma inerek onlara ateş etmeye başladı.Bu, fareleri hiç rahatsız etmedi.Sanki bir filmmiş gibi davrandılar ve ölü arkadaşlarını patlamış mısır niyetine yediler.

Adam, arkadaşını yemekle meşgul olan bir fareye yaklaştı ve silahı farenin kafasına dayadı.Fare hareket etmeden arkadaşını yemeyi sürdürdü.Silahın horozu kalktığında fare iki ısırık arasında durdu, göz ucuyla baktı.Önce silaha, ardından da adama.Bu sanki "Annem gençken Deanna Durbin gibi şarkı söylerdi" dercesine dostça bir bakıştı.

Adam tetiği çekti.

Adamın en ufak bir espri anlayışı yoktu.

Amerika'nın John Dillinger başkenti olan Mooresville'deki Büyük Sinema'da her zaman tek, çift ve soonsuz sayıda film arka arkaya gösterilirdi.

...

Bazen kanyon o kadar dar olurdu ki çay neredeyse musluk suyu gibi akardı..Bazen de o kadar hızlı akardı ki orada çakılır kalır, nereye atlayacağımı kestiremezdim.

Burada balık tutmak için muslukçu olmak gerekliydi.

O ilk alabalıktan sonra yalnızdım.Bunun ayırdına çok sonra varabildim.

...

Yoksul ölülerin havalı mezartaşları yoktu.Onların mezartaşları ekmeği anımsatan küçük tahtalardı.

Vefakâr Beceriksiz Babamız

Ölümüne Çalışan Sevgili Annemiz

Bazı mezarlarda solmuş çiçeklerle dolu meyve kavanozları ve tenekeler vardı:

John Talbot'un
Kutsal
Anısına
1 Kasım 1936'da
Ki On Sekiz Yaşındaydı
Kıçından Vurulmuştu
Bir Meyhanede
Solmuş Çiçeklerin Bulunduğu
Bu Mayonez Kavanozu
Şu Anda Akıl Hastanesinde Olan
Kızkardeşi Tarafından
Altı Ay Önce
Buraya Bırakılmıştır.

Sonuçta tahhtaya yazılı isimleri mevsimler halledecekti, aynı tren istasyonunun yanında, ızgarada yumurta kıran uykulu hızlı servis aşçısı gibi.Halbuki zenginlerin adları uzun bir müddet mermer ordövr listeleri gibi yazılı kalacaktı; gökyüzündeki hayali yollarında ağır ağır yol alan atlar gibi.

Alacakaranlıkta tarama bitince Graveyard Çayı'nın sonuna geldim ve orada bir hayli alabalık tuttum.Beni rahatsız eden yalnızca ölülerin fakirliğiydi.

...

Hayatı 16 yaşındayken önce Dostoyevski'den, sonra da New Orleans'taki fahişelerden öğrenmişti.

...

Otuz yaşındayken doksan yaşındaymış gibi görünüyordu.Sonra ansızın öleceği düşüncesine kapıldı ve gerçekten öldü.Öldüğü sene alabalıklar gelmedi.Sonraki senelerde de.Adam da öldüğüne göre alabalıklar oldukları yerde kalmalarının daha iyi olacağını düşünmüşlerdi.

...

Öğleden sonra telefon kulübeleri köşelerinden kararmaya başladığı zaman kartımı zımbalayarak çaydan çıktım ve eve gittim.Akşam yemeğinde o kambur alabalık vardı.Mısır ununa batırılıp yağda kızartılmıştı, kamburu Esmeralda'nın öpücükleri gibi tatlıydı.

...

Yaşlı kadının yaşlı bir köpeği vardı, artık havlayamıyordu.O kadar yaşlıydı ki doldurulmuş bir köpek gibiydi.Bir keresinde dolaştırmak amacıyla bir mağazaya götürdüm.Sanki doldurulmuş bir köpeği dolaştırmaya çıkarıyor gibiydi.Doldurulmuş bir yangın musluğuna bağladığımda üstüme işedi ama bu da doldurulmuş bir sidikti.

...

"Yeter artık
Yedi yıldır balığa çıkıyorum
ve tek bir alabalık bile avlayamadım.
Kancaya taktığım hehr alabalığı kaçırdım.
ya zıplayarak
ya bükülüp kıvranarak
ya kamışımı kırarak
ya fırlayarak
ya da siktirip giderek kurtuldular.
Hiçbir zaman elimi bir alabalığa sürmedim.
Bütün bu hüsrana rağmen
tamamen kayıp
ilginç bir deney olduğuna inanıyorum.
Fakat, bir sonraki yıl
başkası alabalık avına gidecek.
Başka birisinin oraya gitmesi gerekli benim yerime."

...

Çöplerin hiçbirini yakamıyorduk çünkü çok kuru bir mevsimdeydik ve biz de dahil olmak üzere her şey yanmaya hazırdı.

...

 Duvarda bir rulo tuvalet kağıdı asılıydı, öylesine eskiydi ki Magna Carta'nın akrabası hatta kuzeni gibi görünüyordu.

...

Dolmakalemi bana gösterdi ve "Bununla yaz ama fazla bastırma, çünkü ucu altın ve altın uç çok hasasstır.Bir süre sonra dolmakalem yazarın kişiliğine bürünür.Onunla başka kimse yazmaz.Bu dolmakalem, insan gölgesine dönüşür.Alınabilecek tek kalem ama dikkatli ol.

...

Eskimolar hayatlarını buz içinde geçiriyorlar ama buz için tek bir kelimeleri bile yok."

İnsanlığın İlk Bir Milyon Yılı - M. F. Ashley Montagu

...

Alabalık bile içinde yaşadıkları nehirden utanç duyarlar ve öldükleri zaman mutlu olurlardı.O kahrolası tumturaklı nehirde yaşamaktansa her şeyin ölmesi daha iyiydi.

Bir gün, Carthage Nehri nefes nefese ne kadar büyük olduğunu anlatırken kurudu, "Ben kendimin efendisiyim.." diye diye kurudu.

Nehir buna inanamadı.Topraktan bir damla bile su çıkmadı; kısa bir süre sonra çanağı, burnu akan bir çocuk gibi, damlaya damlaya toprağa dönüştü.

...

Richard Brautigan
Amerika'da Alabalık Avı
Altıkırkbeş Yayın

11 Mayıs 2024 Cumartesi

Kayıp Otobanlar - Yol Filmlerinin Sıra Dışı Tarihi - Jack Sargent & Stephanie Watson

Kayıp Otobanlar 
Yol Filmlerinin Sıra Dışı Tarihi
Jack Sargent & Stephanie Watson
Altıkırkbeş Yayınları
Çeviren: Pelin Özdoğru






"Biz Tanrıyı arabalarda bulduk; eğer o gerçek Tanrı değilse de o kadar tatmine edici, o kadar güçlü ve huşu uyandırıcı ki aradaki farkı dert etmeye pek gerek yok." 
Harry Crews, The Car

...

Yollar aralarda kalmış boşluklar gibidir, -boş alanları kat ederler- ve kent ya da kasabadaki hem coğrafik hem de sosyo-kültürel yapıyı belirleyen sınırların rolünü de üstlenirler.Yol üzerinde kesinlik diye bir şey yoktur, sadece olasılıklardan söz edilebilir.Yolculuklar bir hedef noktaya odaklanmış olsalar da yoldan sapmalar her zaman  mümkündür."Öteki" yolculuklar ise, asla bir hedef nokta belirlemez ya da hedefe ulaşmaya çabalamaz; belirgin bir ereksel amacı olmaksızın giderek alanı genişleyen gezinmelere dönüşür.Amerika'nın engin toprakları ve sonsuz uzayıp giden yollarında doğru yoldan sapıp gitmekse her zaman olasıdır.

-Haritalar ve Geçitler-

...



Chicken Run: Asi gençlik filmlerinde sıkça rastlanan kapışmış iki erkeğin arabalarını uçuruma doğru sürüp cesaret gösterisinde bulunma oyunu.Arabadan ilk atlayan "chicken", ikinci atlayan "erkek", hiç atlamayansa "ceset" oluyor.

...

Bir yol filmi en düz biçimi ile bir araba yolculuğu hikayesidir, fakat aynı zamanda farklı çağdaş durumlarla yer değiştirebilir ya da iş birliği yapabilir.Örneğin, arabalara mitik statüsünü sağlayan  teknolojinin aynı zamanda yolu yok etmesi gibi (bir bakış açısıyla Amerika) Başka bir deyişle, yolların vaadi aynı anda fazla uzaklaşma korkusu, haritadan kopma tedirginliği ya da basitçe ilerleyemeden aynı yerde dönüp durma umutsuzluğunu da iletir.

-Uzayıp Giden Yol-

...


Western yol filminin babasıdır, bu iki tür pek çok ortak nokta barındırırlar; fakat birçok yönden yol filmi Westernin teknolojik çağa göre güncelleştirilmişi sayılamaz.Atın yerine motorlu aracın geçtiği, ya da basitçe ideolojik motiflerin ve tür karakterlerinin damıtıldığı (beyaz erkek kahraman kovboyun yirminci yüzyıl süreci ile anakronistik haydut silahşora dönüşmesi gibi) bir alan değildir.Yol filmi Western'in oğlu olabilir, fakat dik başlı bir oğuldur bu, babasının otoritesi ile çekişen  mirasyedi bir oğul; kendine gerçek bir ebeveyn kahraman arayan ama bunun yerine düş kırıklığı bulan ya da yetimhaneyi boylayan.Yol filmi birçok yönüyle Westernin yeniden formüle edilmiş halidir, onun vaad edilmiş altının izindeki rotasının peşine düşüp ancak boş hayaller bulur.Elbette Western'de mit  ve gerçeklik arasında her zaman bir ayrım var olmuştur, metinde ya da görsellikte kullanımı ise gerçeklikten  çok gerçekliğe benzeyiş üzerinden yürür.Şöyle ki, birçok Western filmde, belirli bir bölgede geçiyorsa da başka coğrafi bölgelerde çekilmiş görüntüler kullanılır ama bu gözü yadırgatmaz.Western için tüm irdelemelerin ötesinde diyebiliriz ki, gerçek Amerika'yı göstermekle ilgilenmekten çok katharik eğlence ve bazen de politik niyetlerle ilgilenen ve temelde vatanseverlik cilasıyla parlatılmış serüven öyküleri anlatan çarpıtılmış tarih manzaralardır.Western tarihi sinematik ürün ve ideolojik referans malzemesi olarak bu noktayı işaret eder.

-Sarı Taşlı Yolu Döşemek-
...

1930'lar ses teknolojisinin gelişimini gören ve Buhranın ardından sinema seyircisini salonlara çekmek için "iki film birden" uygulamasını yaşayan yıllar olur.Böylelikle A filmş ve B filmi kavramları hayat bulur.B filmleri bağımsız girişimler tarafından çekilen, kısa sürede çok verimli hale gelen, birçoğu seriler halinde üretilen ve bölgesel dağıtımcılar tarafından sinemalara 25-30$ fiyat ortalamasıyla sezonluk paketler halinde satılan yapımlardı.A filmleri ise, kendi ulusal çaptaki dağıtımcıları ile çalışan büyük stidyoların ürettiği işlerdi.B filmleri 1930-31 yıllarında sesin sinemaya kattılmasıyla geçici bir darbe yedi; ufak yapım şirketleri başlangıçta ses teknolojisini maddi olarak kaldıramadı.Film şirketlerinin bekledikleri bu dönemde B-Westernlerde bir gerileme yaşandı, sesin kalmaya niyetli olduğu anlaşıldığındaysa şirketler yapımcıları büyütmeye karar verdiler.

-Sarı Taşlı Yolu Döşemek-
...

"Bir adam Amerika'yı aramaya gitti ve onu hiçbir yerde bulamadı."

"Easy Rider" tanıtım afişinden

...

"Eğer bir daha kalbimin arzularının peşinden gidecek olursam kendi arka bahçemden ötede aramayacağım, çünkü aradığım eğer orada değilse zaten onu hiç kaybetmemişimdir."
Dorothy, The Wizard of Oz

...

Altmışlı yıllar boyunca otostop imgesi ciddi biçimde karanlıklaştı.Yüzlerce umutsuz ve naif genç Jack Kerouac'ın  Amerika'sının peşinde yollara düştü.(Kerouac'ın kendisi ise hiçbir zaman otostop çekmemişti; yük trenlerine atlamayı tercih etmişti.)

-Öldüren Yol, Otobanda Dehşet-

...

"Badlands" aynı zamanda katilin tutuculuğunu açıkça ifade eden tek filmdir.Malick'in filmn gösterime çıktığı zaman üzerine söyledikleri de bunu destekler.

"(Kit) kendini James Dean'in halefi gibi görür -asi gençlik- gerçekte ise Eisenhower tutuculuğuna daha yakındır."Azınlık olarak düşün" der zengin adamın kayıt cihazına, "ama bir yandan kabul edilmiş olan çoğunluk düşüncesinden de uzak kalma".Aslında bu dediklerine kendisi de pek inanmıyordur ama yapabilen, becerebilen insanlara imreniyordur.Onlar gibi olmak ister, dolaba kapattığı zengin adam gibi, öldürmediği tek adam, sempati duyduğu tek adam ve sempatiye ihtiyaç duyan bu tek adam gibi.Dipteki insanların onları oraya koyan ve orada tutan kuralları kuvvetle savunmasına da pek nadir rastlanmaz zaten."

...

"Kanun hileli bir boktur." Thelma

...

Kayıp Otobanlar 
Yol Filmlerinin Sıra Dışı Tarihi
Jack Sargent & Stephanie Watson
Altıkırkbeş Yayınları
Çeviren: Pelin Özdoğru