22 Ocak 2017 Pazar

francofonia (2015), aleksandr sokurov


"İnsanlar okyanusla çevriliyken, herkesin içinde bir okyanusu var."



"Devletin hedefleriyle sanatınki nadiren kesişir."






 "Matternich, samimiyetle Hitler'den alıntı yaptı: "Muhafazakarların menfaatleri tesadüfen totaliter devlet ideolojisiyle örtüştü."
Tehlikeli bir tesadüf.


Francofonia (2015)
Aleksandr Sokurov

kedi yokken gitmeli, tatil & behçet necatigil


Ayrılıkları birer kaçış gibidir
Alışılmış bir kedi varsa
Kedi yokken gitmeli.
Ya da bizden bıktığını
Bilmeli, gitmeli.

Behçet Necatigil-Tatil
(Türk Dili, 320, Mayıs 1978)


sarmaşık (2015), tolga karaçelik / nadir sarıbacak, deniz üstü köpürür

Sarmaşık (2015)-Tolga karaçelik  
Nadir Sarıbacak-Deniz Üstü köpürür

"İsmail, beybabanın anahtarı sende mi?"

hayvanlar üzerine, elif sofya



"Kuşlar, beraberce Afrika'ya uçtuklarında, dans ederler.Bizimkilerden daha ince ve daha dolu dolu ritimleri kanat çırpışlarından gelir.Yerde tepinmez, ama havaya vururlar; hava, onlara karşı iyi niyetlidir.Topraksa bizden nefret eder." 
                                                                        Hayvanlar Üzerine, Elias Canetti




.../ Kendi kesiklerini kendisi diken 
Bütün yaraların yaması olmaya razı 
Benden ölüm geçti 
Ki geçerdi her zaman /...

fotoğraf makinesi & resim, görme biçimleri, john berger


Fotoğraf makinesiyle anlık görünümler birbirinden ayrıldı; böylece imgelerin zamana bağlı olmadıkları fikri ortadan kalktı.Başka bir deyişle makine geçen zaman kavramının (yağlıboya resim dışında) görünen şeylerin algılanışından ayrılamayacağını gösterdi.Görüşümüz neyi nerede gördüğümüze bağlıydı.Gördüğümüz şey de zaman ve yer içinde bulunduğumuz duruma bağlıydı.Her şeyin kayma noktası olarak kabul edilen insan gözü üzerinde toplandığını düşünmek olanaksızdı artık.
Elbette insanlar fotorğraf makinesinin bulunmasından önce herkesin her şeyi görebildiğine inanmıyorlardı.Oysa perspektifle görsel alan sanki ideal olan buymuş gibi düzenleniyordu.Perspektifle yapılmış her taslak ya da yağlıboya resim seyirciye dünyanın biricik merkezinin kendisi olduğunu söylüyordu.Fotoğraf makinesi -ondan daha çok da sinema makinesi- aslında böyle bir merkezin bulunmadığını gösterdi.
...
Fotoğraf makinesi, resmin fotoğrafını çekerek resmin imgesinin taşıdığı biricikliği ortadan kaldırmış oldu.Bunun sonucunda resmin anlamı değişti.Daha kesin söylersek resmin anlamı çoğaldı, birçok anlama bölündü.
...
Görme Biçimleri
John Berger

elçiler, holbein, görme biçimleri, john berger

...
Resimde iki adamın belli bir ağırlığı vardır.Adamlar fikirleri simgeleyen birçok nesneyle çevrelenmiştir.Oysa resimde ağır basan şey, adamları çevreleyen, onların vücutlarını örten malzemeler ve kumaşlardır.
...
Holbein'in Elçiler adlı yapıtının önünde gizemli, yan yatmış, söbü bir şey vardır.Çok çarpıtılmış bir kafatasıdır bu; çarpıtıcı bir aynada yansıyan bir kafatası.Kafatasının resme nasıl girdiği, elçilerin bunu neden istediği konusunda çeşitli yorumlar vardır.Yorumların hepsi bunun bir ölüm simgesi olduğunda birleşir.Ortaçağda, kafatası ölümün varlığını sürekli anımsatan bir imge olarak kullanılıyordu.
...
Resimde iki adam kendilerinden emin ve resmidirler: Aralarındaki ilişki açısından bakıldığında rahattırlar.Peki, ressama -ya da bize- bakışları nasıldır?Gözlerinden, duruşlarından, kimse onları tanımasa da olurmuş gibi bir şey okunmaktadır.Sanki başkaları onların değerlerini anlayamazmış gibi bir bakış.Adamların ait olmadıkları bir şeye bakar gibi bir halleri vardır.Onları çevreleyen ama adamların dışında kalmak istedikleri bir şeydir bu.En iyisini düşünürsek onları çevreleyen, onları alkışlayan bir kalabalık, en kötüsünü düşünürsek, rahatlarını kaçıran insanlar olabilir bunlar.
...
Üst raftaki bilimsel araçlar denizcilikte kullanılıyordu.Deniz yollarının tutsak ticaretine, ticaret gemilerine açıldığı sıralardaydı bu.Öbür kıtaların zenginlikleri bu gemilerde Avrupa'ya aktarılıyordu.Bu zenginliklerle sonra sanayi devriminin çıkış noktası olan kapital birikimi sağlandı.

1519'da Magellan, V. Charles'ın desteğiyle dünyayı dolaşmak için yola çıkmıştı.Magellan'la bu yolculuğu planlayan gökbilimci arkadaşı, kaandıklarının yüzde yirmisini ve ele geçirdikleri topraklardaki yönetim hakkını kendilerine ayıracaklarını İspanya Sarayı'yla yaptıkları bir anlaşmayla saptadılar.

Alt raftaki küre Magellan'ın bu yolculuğunu gösteren yeni bir küredir.Holbein Fransa'da bulunan ve soldaki elçiye ait olan toprakların adını küreye yazmıştır.Kürenin yanında bir aritmetik kitabı, bir ilahi kitabı,bir de ud vardır.Bir ülkeyi sömürgeleştirebilmek için insanlarını Hıristiyan yapmak, onlara hesap öğretmek gerekiyordu; böylece onlara dünyada en ileri uygarlığın Avrupa uygarlığı olduğu kanıtlanıyordu.Elbette Avrupa sanatı bunun dışında değildi.

Elçiler-Holbein
Görme Biçimleri
John Berger

yoksul balıkçı çocuklar, frans hals, görme biçimleri, john berger


Sıradan "gündelik yaşam" resimleri -Hals gibi bir ustanın elinden çıktıkları zaman bile- çok değişikti.
     Yoksul insanlardır bunlar.Yoksullar da sokakta ya da köylerde görülür.Oysa bir evin içinde gösterilen yoksullar insana güvenlik duygusu verir.Bu resimlerdeki yoksullar sattıkları şeyleri sunarken gülümsüyorlar.(Dişleri görünecek biçimde gülümsüyorlar; resimlerde zenginler hiç böyle gülümsemez.) Varlıklılara gülümsüyorlar -kendilerini onlara kabul ettirmek, aynı zamanda bir şey satmak ya da bir iş çıkarmakumuduyla gülümsüyorlar.Böylesi resimler iki şeyi bir arada söyler: Yoksullar mutludurlar; varlıklılar dünya için bir umut kaynağıdır.

Görme Biçimleri
John Berger

frans hals, yaşlılar bakımevinin yöneticileri, görme biçimleri, john berger

...Frans Hals'ın yaptığı son iki büyük resim, on yedinci yüzyılda Hollanda'nın Haarlem kentindeki Yoksul Yaşlılar Bakımevi'nin erkek yöneticileri ve kadın yöneticilerini gösteren resimleridir.Bunlar ısmarlanmış seyirlik portrelerdir.O zamanlar artık seksenin üstünde yaşlı bir adam olan Hals, yoksuldur.Yaşamının büyük bir kısmı borç içinde geçmiştir.Bu resimleri yapmaya başladığı 1664 yılının kışında kendisine genel vakıftan iki yük tezek verilmiştir, yoksa soğuktan ölecektir.Hals'a modellik edenler işte böyle bir vakfın yöneticileridir.
...
Erkek ve kadın yöneticiler karşılarında duran Hals'a, ününü yitirmiş, vakıf yardımıyla yaşayan yoksul, yaşlı adama bakmaktadırlar: Hals onları her şeye karşın nesnel olmaya (yani bir yoksulun bakışından kurtulmaya) çalışan yoksul bir adamın gözleriyle inceler.Resimdeki dram budur aslında."Unutulmaz Çelişki"nin dramı..

Görme Biçimleri
John Berger

hava-i cehline efsane yeter, turabi, gürsoy babaoğlu


Gel Gönül Gidelim Aşk Ellerine-Gürsoy Babaoğlu

Gel gönül gidelim aşk ellerine
Muradın yar ise bir tane yeter
Fikreyle kıldığın amellerine
Havayı cehline efsane yeter

Havayı cehline efsane yeter
Efendim gül yüzlüm tabibim

Meyli dünya kılıp olma bednam
Kim aldı felekten muradına ekam
Ölüm var mı yok mu anırı encam
Vakit geçirmeye virane yeter

Vakit geçirmeye virane yeter
Efendim gül yüzlüm tabibim

Turabi özünü payımal eyle
Erenler yolunda kesbi hal eyle
Şu fani dünyayı bir hayal eyle
Gelip konan göçtü nişane yeter

Gelip konan göçtü nişane yeter
Efendim gül yüzlüm tabibim

Turabi

tasmalı güvercin, kelile ve dimne, beydeba, ihvan-ı safa


"Topluluk (İhvan-ı Safa), adını Kelile ve Dimne'deki "Boynu Halkalı Kumru" hikayesinden almış.Hayvanlar, avcıların tuzaklarından ve başka tehlikelerden yardımlaşma sayesinde kurtulan "sadık safiler" imiş."

Cemil Meriç
Işık Doğudan Gelir

Pâdişâh Debşelim, filozof Beydebâ'ya dedi ki:

— Bir yalancının iki eski dostu birbirinden nasıl koparttığına ve ettiğinin yanına kâr kalmadığına dâir anlattıklarını dinledim...

Şimdi uygun görürsen "birbirlerine gönülden bağlı arkadaşların"* (*Metindeki ifade ihvân-ı Safâ'dır: saf, temiz sevgiye dayanan bir dostlukla birbirlerine bağlananlar demektir.) nasıl tanıştıklarını ve aralarında ne tür bir yarar ilişkisinin zuhur ettiğini anlat...

Aldı sözü Beydebâ:

— Akıllı kişi hiçbir şeyi dostlara denk tutmaz! Zîrâ dostlar, iyilik ve güzelliklerin devamı için gayret eden, bir musibet geldiğinde teselli eden kaliteli kişilerdir. Bu mevzûya en iyi misâl, tasmalı güvercin, fare, ceylan ve karga arasında kurulan dostluktur.

Hükümdar merakla sordu:

— Nasıl oldu bu?

Beydebâ anlattı:

— Söylerler işte: Sekâvendecin eyaletine bağlı Dâher kenti civarında avı bol bir mıntıka varmış. Avcıların sık sık geldiği bir uğrak yeri... Orada bol yapraklı bir ağaçta (hikâyemizin kahramanlarından) karganın yuvası varmış. Karga bir gün ağaca doğru yaklaşan bir avcı görür, bed suratlı kaba saba bir herif; üstelik omzunda ağ, elinde değnek vardır.

Avcının gelişiyle endişelenen karga kendi kendine söylenir:

— Adam durup dururken buraya gelmedi elbet! Ya benim canıma kıyacak ya başkasının... Bakayım hele ne yapacak hayırsız! Avcı ağını açar, üzerine hububat saçar, kıyıda bir kuytuya kayar... Çok geçmeden tasmalı güvercin çıkar sahneye... O, güvercinlerin ve yanında bir sürü güvercin vardır. Hepsi de üşüşürler tanelerin üstüne, tek tek kursaklarına indirirlerken ağa takılırlar! Avcı ellerini ovuşturarak gelir, keyfi gıcır adam yaklaşır güvercinlere. Hayvancıklar tuzakta çırpınmakta, kurtuluş çaresi aramaktadır. Tasmalı güvercin der ki:

— Derdinize çare ararken aranızdaki dayanışmayı bozmayın! Hiçbirinizin canı, yanıbaşındaki arkadaşının canından tatlı gelmemeli size! Şimdi hepimiz birbirimize yardım etmeli, ansızın tek kuş gibi kanatlarımızı çırparak havalanmalıyız. Böylece her fert, yekdiğeri sayesinde kurtuluş olacaktır! Güvercinler toparlanırlar, bir sıçrayış yaparlar; toplu dayanışma sayesinde ağı kaldırıp havaya yükselirler... Ama avcı ümidini kesmez, biraz sonra onların düşeceğini sanır. Bu esnada karga kendi kendine: "güvercinleri tâkibetmeli ve işin nereye varacağını görmeliyim" der. Güvercinlerin başı etrafına bakınır ve avcının arkadan geldiğini farkeder, arkadaşlarına dönerek der ki:

— Şu kurnaz avcı bizi tâkibetmekte kararlı gözüküyor! Eğer açıkta uçmaya devam edersek hep bizi tâkibedecektir, gizli kalamayız ona! Ama insanların oturduğu şenlikli yerlere yönelirsek ondan gizlenmiş oluruz, çekip gider ve bize ilişmez. Daha sonra falan yerdeki fare dostuma gideriz. O bizim ağı parçalar dişleriyle...

Güvercinler söyleneni yapar, avcı onlardan ümidini keser, hevesi kursağında kalır, geri döner. Karga ise takibe devam eder. Tasmalı güvercin diğerlerini ardına takarak farenin yanına gelir; herkese emreder, yere konsunlar diye. Fare çeşitli tehlikeler zuhur ettiğinde rahatça kaçabilmek için zamanında delik kazmış tedbirli bir hayvanmış. Bizim güvercin başı onu kendi adıyla "Zeyrek, Zeyrek!" diye çağırır. Fare, derhal deliğinden çıkar ve

— Sen kimsin? diye sorar.

— Ben dostun Tasmalı güvercin! diye cevap verir beriki.

Fare koşarak gelir;

— Vay, sen bu tehlikeli duruma nasıl düştün? diye sorar. Güvercin alır sözü:

— Sen de iyi bilirsin ki, insanın başına gelen iyi kötü her hâdise evvelce yazılmış bir kaderin mahsûlüdür. İşte başıma gelen musibetin temel sebebi budur aslında. Ve şu kesin bir hakikattir ki benden daha iyi imkanlarla donatılmış güçlü biri de alınyazısından kurtulamaz. Güneş ve ay bile takdir edilen günde "tutulur", kaçamazlar kaderden...

Fare bu kısa vaazı dinledikten sonra ağın ilmeklerini kesmeye başlar. Güvercin başı:

— Önce diğer güvercinlerin düğümlerini kes, sonra bana gel! der. Ama güvercin defaatla bu uyarıyı yapsa da fare onu dinlemez, önce ondan başlar; bir yandan da çıkışır: